Tekrarlanan düzenli tesadüfler, beklenmedik benzerlikler, rutinin ötesinde eylemler bir yörüngede hareket ederken, döngünün hızı ve çekiciliği habersiz içine almaya başladığında, aynı çekim kuvvetine kapılan bir ortaklık, yoldaşlık oluştu, karşılıklı ve irademiz dışında.  Tanrı’nın dokunuşları içinden,küçücük bir kıvılcımla değen sihirle, göğsümde yakıcı közacısından, soğumaya telaşlanmış şaşkınlıkla, adapte olmaya çalışıyorum .  Kıyıya vurmuş korsan gemisinden tek başıma sağlam çıkmış miço gibi ürkek ve tecrübesiz hissedebiliyorum hala. Uyanıp kendime geldiğim an, tüm kamaralarındaaltın ve mücevherler bulunan geminin son korsanının yaşadığı heyecan ne kadar coşkuluysa, işte ben o alevin içerisindeyim. Varlık dünyasından uzaklaşmış, bir hayale sığınırken, sunulan tüm gerçeklikleri yadsıyorum sanki. İçinden geçtiğim anın gerçekleri, coşku ve arzunun çekiminde biçimleniyor. Amaçsız koşuşturmalarım, göğe yükselip parçalarken buluttan perdeleri,  gökkuşağından kayan çılgın bir çocuğun ruhu kadar temiz bir ağırlık yüklendi.  Keşfettikçe, gerçeklik dünyasından, içsel bir huzura kapı aralandığını fark ettim. Adımlarken günü, huşu ağırlık var üzerimde, duygulara ve hasretlere çekilerek ilerlediğim. Ellerimle tek tek böceklerinden arındırdığım çiçeklere dokunurken ki hassasiyetin, eş bir ruha ulaştığı alışma sancılarındayım. Şiir tadında hülasadan,  tutsaklığa doğru heyecanlar beslerken, bir soru ile his anından, gerçekliğe geçiyorum. Heyecanımın sahibi der ki, nedir sence karakter? Ve ben tüm o duygu yoğunluğundan , damdan düşmüş yaramaz çocuk hınzırlığıyla, toparlanmak adına dalıyorum düşüncelere.
 
Teneffüs esnasında, arkadaşının dolma kalemine yanlışlıkla basıp kıran, sonrasında çalışarak para biriktirip kazandığı para ile kalemi denkleştirip, arkadaşının çantasına bırakan çocuğun ruhundan istiyorum! Arkadaşını haksız yere dövdüler diye hiddetlenen ve kabadayılara hesap soran yürekten istiyorum. Çok kolay geleceğini kurtarabilmek varken, doğru olduğuna inandığını tercih edebilen yürekten istiyorum. Level atlamak için dilini sulandırıp gerekli bölgede gezdirebilecekken, gerçekçi davranmayı ve adalet istemeyi beceren yürekten görmek istiyorum.  Bunca hırs, ihtiras, kavga, kötülük içerisinde düşünmeye başlıyorum, sonumuz hallice diye.
 
Cengiz Han’mıyım, bütün dünyaya göz dikecek, alının teri ile gelen metelikle mutlu olup, vaat edilen altınları saklamanın vereceği huzursuzluktan evladır doğrular arkadaş.  Aquila yıldızı mıyım trilyonlarca içkiye kanacak, tek birada samimi bir dostun sözüyle kafi duracaklardanım arkadaş.Rakı mıyım döviz vaadiyle insanların paralarını aşıracak, merkez bankasında uyansam,  haram bize dokunur deyip, sallana sallana gideceğime eminim arkadaş. Sülün Osman’mıyım İstanbul Boğazını satacak, ülkenin bir karış toprağına var gücümle sahip çıkanlardanım  arkadaş. Shakespeare miyim, 26 aşk sonesi yazacak, gönlümüzün adresini başkalarından gizleyenim arkadaş. Bu ürkek, sıradan, basit bir adam yaşanan zamana sığar mı dersek? Rüşvet vaat edildiğinde, sattığım ürünün parasını bile istemekten korkup, kaçacak kadar salak - elindeki kitabın müşterinin işine yaramayacağını ağzından kaçıracak kadar boş boğaz - su içirmeye davet edenin sürahisini kıracak kadar aptal - daha çok kazanmak için yol varken, başkasının rızkı düşecek diye itiraz edecek kadar mantıksız - çok parası varmış gibi dert yakınanı duyunca, ya ucuz yada beleş ürün verecek kadar enayi biri olarak soruyorum, acizlik olarak görünür oldu artık, değil mi bunlar?
 
Yalancılıkla ilgili, aldatmacayı ortaya çıkarmak için "Ne yapacaklarını söyleyip gerçekte ne yaptıkları arasındaki farka bakın." diyor Woodside. Fakat ne yaptığını tam olarak bilebilme özelliğimiz, takip dahilinde bile sınırlı olduğu için net bir fikri işaret etmeyecektir. Hayıflanırsam biraz, bir kadın yadaçocuğa şiddet uyguladığımızı gören olmuş mudur? Bize ait olmayan paraya, mala el uzattığımızı gören olmuş mudur? Birine zarar vermek için, kasten ve yalan yere bir plan uyguladığımızı gören , duyan olmuş mudur? İnanmadığımız bir dava adına, doğru amaç gütmediğimiz eylem adına kavga verdiğimizi gören, duyan olmuş mudur diye sorarak, peki ya siz diyorum, onca yalan dolanırken, haksızlık, zulüm, şiddet dolanırken, rahat bir uykuda yastık tutar mısınız başınıza?
 
Sevgiden ve sadakatten bahsederken, adınıza yalanlar dizmek, gerçekleri saptırmak, her hangi ihanetten farklı mıdır? Konum elde etmek adına, kapalı odalarda, kirli tezgahlara göz yummak, katkı sunmak, nemalanmak, suça ortak olmak oturduğunuz koltukların içine sığıyor mu? Hangi amaçla olursa olsun, dün el sıktığınızla, yol ayrı düştüğünde, her seferinde ihanet buyurup, sırta hançer biçmek adaletin içinde var mı? Kendi varlık amacınıza ihanet ederek, vahşiliği sergileyebilenlere, kişisel hırslar uğruna yataklık ve destek buyurmaktan utanmak yerine, eski elin kırılmasına emek vermek doğru mu? Cehalet ve kusurlarla birikmiş geçmişin alışkanlıklarına yenilerek, uzatılan elde yukarı çıkacak irade ve cesaretten yoksun olmanın bedelini, iyi niyetle uzatılmış eli kırmaya yeltenerek yaşamak güzel mi? Temiz amaçlarda destek sunmuş insanların zaferinde çıkılan yolda, paraya, uçkura, güce satılmış olmak konfor sağlar mı? Hele memleket, insanları, çocukların geleceği varken, en iyi ve adil olanı sunmak, en etkin ve doğru faydayı üretmek gibi ulvi yaşamak varken, zayıflıkların, beklentilerin hapisliğinde körelmek sağlık getirir mi? Bunca serzenişte, kusura ayna tutamıyorsanız, nece lan bu ülkenin hali! Ahvale çare yoksa, yer işgali saadetli midir lan!
 
 
Karakterle ilgili soruya cevap ararken, düşüncelerin içerisinden bakışlara döndüğüm anda içim titredi bir anda! Sevgili: Ve korona günlerinde mahalle yanarken oturup birbirimizi seviyoruz.. Hazır değiliz dramatik bir sona!