Ülkelerin makro ekonomik amaçlarının başında büyüme , istihdam ve fiyat istikrarı en temel unsurlar arasında yer almaktadır . Bir ülkenin GSMH nın artması demek ,cari yıl baz alınarak bir önceki yıla göre daha fazla mal ve hizmet üretimindeki artış ile ifade edebiliriz. Kısacası en basit şekli ile Türkiye de  2018 yılında 100 elma üretirken, 120 elma 2019 yılında üretmiş isek bu ekonominin yüzde yirmi büyüdüğünü anlarız. Ama her büyümenin ülkeler açısından iyi olması gibi bir durum söz konusu değildir. Ve dünyada ekonomistlerin hem fikir olduğu istenmeyen 5 tane kötü büyüme modeli vardır . Bunlar;

1. kanserojen büyüme ( issiz büyüme)

Ekonomideki büyümeye rağmen işsizlik sorununun çözülmediği,istihdamın artmadığı büyümedir. Ekonominin resmi büyümesine karşın istihdam sorununun giderek hissedildiği büyümeye “işsiz büyüme” denir.

2-) Acımasız Büyüme
Gelir dağılımındaki makasın giderek açılması sonucunda maddi varlığı yüksek kesimin daha zengin hale gelmesi ve maddi imkansızlıklarla mücadele edenlerin daha kötü duruma düşmesi. Bu durumdaki büyümeye “acımasız büyüme” denir.

3)Sessiz Büyüme
Ekonomik büyümenin demokrasi veya bireysel hak ve özgürlüklerle uyum içinde olmadığı büyümedir. Bir ülkede demokrasi ve bireysel hak ve özgürlükler zarar görüyor ancak ekonomi büyüyorsa “sessiz büyüme” vardır.

4) Köksüz Büyüme
Ekonomi büyüdükçe toplumsal kimlikten uzaklaşılmasıdır. Örf ve adetlere olan ilginin azalması,kültürel değerlerdeki kayıpların ortaya çıkmasına “köksüz büyüme” denir.

5-) Geleceksiz Büyüme
Ekonomik büyümenin yanında ülkelerin gelecek kaynaklarının kaybedilmesidir. Doğal kaynakların harcanması veya zarar görmesi “geleceksiz büyüme” durumunu ortaya koyar.

Bu tespitler ışığında ;
2001 krizi tarihimizin en büyük ekonomik krizlerinden biri ve bu dönemde bile  işsizlik oranımız %10. 6 iken aradan 17 yıl sonra 2018 yılı açıklanan işsizlik oranımız ise %11 oldu. Bu rakamlar TUİK verileridir. Rakamlar gösteriyor ki milli gelirimiz büyür iken işsizlik oranımız eksileceğine artıyor.
Yani 18 yılda işsizlik oranları açısından bir arpa boyu yol katetmediğimizi TUİK istatistikleri ile tespit etmek mümkündür. Ayni zamanda ülkemizin gelir dağılımı adaletini LORENZ eğrisi ile analiz ettiğimizde gelirin dağılımında da adalet olmadığını söyleyebiliriz. (Bu metod bir ülkede  en düşük geliri sahip olan  nüfüsünün yüzde yirmisinin gsmh dan aldığı pay ile en zengin nüfüsün yüzde yirmisinin gsmh dan aldığı pay arasındaki marjı analiz ederek bulduğumuz bir metoddur.)
Bir de günümüzde insanlarımızın düşüncelerini özgürce ifade edip edememe noktasındaki iradesine baktığımızda toplumun büyük kesiminin sessizliği tercih ettiğini ifade etsem bu da doğru bir tespit olacağı kanısındayım.
O zaman kısaca ülkemiz 18 yılda en kötü istenmeyen büyüme modellerinden olan kanserojen büyüme , sessiz büyüme ve acımasız büyüme ile büyüdü desek yanlış olmaz.
Aslolan, istihdam yaratıcı, demokratik hak ve ifade özgürlüğü ortamının  iyileştiği ayni zamanda gelirin toplumda tahsisi bakımından da dual yapının en aza indirgendiği büyüme modellerinin ülkemizde tesis edildiği yılların gelmesi dileği ile…
Kalın sağlıcakla.