Abacı, kebeci, ara yerde sen neci? Parmaklarıyla eşelediği yerden çıkan toprakları saksısında açan çiçeklere taşımakla meşgul insanlar vardır, içi güzellik ve doğa kokan! Yeşertmek hayatı, hakkını vermek anın derdinde, alnından akan teri katığında harmanlayıp, ocağını tüttürürler. Bu namuslu insanların etrafında zübükler vardır birde, her halta musallat, eşelenen toprak içerisinden, kıymetli maden, tarihi eser, canlılık, para eden ne varsa çalıp çırpmakla geçinen kazan cadıları. Dolabında havyar saklayıp körün ekmeğine göz diken, altında mercedesle insanların vicdanını sömüren, rant kapılarında bekçilik yaparken parlak zihinlerinin fikirlerini araklayan, koltuklara oturup memleketin emeğini  sömüren çeşit çeşit hırsızından, liboşundan, atık kemik toplayıcısına kadar insanlık tarihinin bitmeyen hokkabazları var. Ben, sen necisin diye sormak istiyorum çoğunluğa. Neden aklı selim olamayız, dürüst ve işinin ehline fırsat vermeyiz, efendiliği desteklemeyiz, sessiz çoğunluğun derdini görmeyiz, çocukların isteklerine göre yaşamı dizayn etmeyiz? Nerede laf ebesi, uçkur serserisi, yancısı, tokatçısı, gevezesi, edepsizi düğme ilikleyip, boyun bükeriz. Bu ülkenin geçmişine, efsanelerine kulak verin artık, kalıbınızın adamı olun desem çok mu bilemiyorum? Üç kuruşu cukka yapacağım derken, çocuğumuzun geleceğini çiğnediğimizi göremeyecek kadar küçülmesek, hak, hukuk, adalet lafı ağızda sakızken, fırsatı bulmuşken bizde azıcık aşıralım diye kapı kapatıp, usuldan öksürmesek? Birilerinin dedikodusunu yaparken, ufak ta olsa kusura  bizde dadanıverelim demesek.  Başkalarını ağzımızı doldura doldura suçlarken, taraftarı olduğumuz, yada yakını olduğumuz aynı haltı edince görmezden gelivermesek, üstüne birde destek çıkacağız diye yırtınmasak. Pardon, pardon tüm bunlar yapılmadan adam olunmuyor değil mi, bu düzene ayak uydurursan şansın var, yoksa bir kaşık suda boğarlar, ekmeksiz, yolsuz kalırsın değil mi? Çoğunluk osurmasın olur olmadık yerde artık, çoğunluk  kimliğine, ülkesine, kültürüne ve vicdanına hakim olup yaşasın, arıza olan yeri tamir etsin, hasta olana ilaç versin, bilgisize ders, görgüsüze nasihat, hırsıza sopa olsun! Yeter be, silkelenin artık!
Turistik mekanlar, barlar, sahiller, hanlar, hamamlar dolu, okullar tü kaka! Neyin kafasını yaşıyoruz anlamıyorum! Bu pandemi bu kadar illet ise ranta göre biçim mi değiştiriyor? İhtiyarlar ve kronik rahatsız olanlar için tehlikeli, çocukların eğitimine sınırlama getirip, geri kalanı sokağa salalım? Biraz tuhaf değil mi bu yaşananlar?
Birey var olmak adına  savaş vermemeli, birey yaşamını sürdürebilir güvence içerisinde fayda yaratacak beceriyi koşturmalı. Küçük fırtınalarda çığlıklar atar olduk, olağan değişimler bile sarsıntı artık zihnimizde. Tüm dünyayı korku atmosferi sardı, insanalar olacaklardan habersiz. Gün geçmeden olaylar, patlamalar, yangınlar, doğal afetler, savaş acıları, sansasyonel olaylar sıklaştı ve daha çok iz bırakmaya başladı birey üzerinde. Acil olarak korku ortamından çıkıp, güven ve huzur tesis etmek zorundayız, aksi halde kalan bireylerinüzerindeki  psikolojik sarsıntı, derin izler bırakacak. Ülkeler belirsizlik üzerinden halkını koruyamaz!
Not: Şiddeti besleyen unsurlar üzerine düşününce, inanç olunca işin içinde, vahşet olarak gördüğümüz birçok hata nedense olağan hale geliyor. Önce inançları ehlileştirsek, sonra bireyleri daha iyi biçimlendirebiliriz.
Aziz Tepe