Kimyasal reaksiyona uğramış gecede yanıklar bırakarak çekildiğim evimin balkonunda, gökyüzünü taradıktan hemen sonra,  sızıları tamir etmeye çekildim. Uykuyu bölen mesaj sesleriyle açılıp kapanan gözlerim, geceye ruhumun yanıklarını, günün yorgunluğunu bırakmak üzere rüyadayım artık. Çam ağacının tepesinde uyandım. Dadandığım kovana göz diken ayı ile arılar aynı anda koşturdu. Rüzgarla sallandığım zirveden gökyüzünü seyrederken,  mesaj sesi, bakayım şu telefona. Rüya içinde rüyamı gördüm yine. Gün aymadı galiba,  çimdik almam lazım..Hımmm, yastığa sarılıp kaldım öylece. Olamaz böyle bir şey, sokakta herkes çıplak, ayakkabı bile yok insanların ayağında. Herkes bana bakıyor tuhaf tuhaf, kıyafetlerini çıkarmalısın, kıyafetlerini çıkarmalısın,,imdaaatttt! Çok şükür rüyaymış,, ne tuhaflık bu böyle!  Yatağımda melekler gibiyim, birkaç tur dönünce sızmışım yine. Pencerenin önünde kahverengi tül perdenin arasında bronzlaşarak ( bu sene denize yeterince gidemedim ya, perdenin rengi  ve güneş işe yararmı diye J )  doğruluyorum yine. Kaçıncı uyanışlarımı es geçip mıhlanırım yatağa her gün. Süzülen ışığın sıcaklığı aortlarıma kadar dadandığında, hafif keyfimsi tebessüm sardığında ruhumu, doğrulmak kalır geriye. Buz gibi su , bırrr, daha sersemliği uykuya terk etmeden, ayılmak anında. Havluyu yatağa serip, güneşinde katkısıyla kendiliğinden kurumaya bırakıyorum bedeni. Boşa vakit, bizim nakiti bozar demeyip,  elimde telefon  önce mesajlar, sonra takip ettiğim günlük okumalarla, zihnimi güne katıp doğruluyorum yataktan. Kıyafet seçimleri tamamen doğaçlama, gözüme ne çarparsa artık. Allah vere ters giydiğim çoraplarla yakalanmışlığıma, ters giyilmiş iç çamaşırı dahil değil. Kapıdan çıkıp, asansörün tuşuna basıncaya kadar illaki unuttuklarım gelir ve inat eder içeri girmeden çıkarım dışarı. Asansör gelip kapı açılana bağcıkları da aradan çıkarıp, aşağı ininceye kadar, abartılmış parfüm kokularından kendimi korumak için nefesimi tutarım. Bahçeden geçişlerim yeşilliğe yakın olma tadında içimi gıdaklarken, Arif abinin kahvesinde Muhtarımı arar gözüm. Mutlaka en az bir kişi, güncele dair konuşmaların içinde ilk çayımı yudumlayıp dükkana doğru asfaltın araç yoğunluğu içinden ilerliyorum. Ziraat bankası ve Ptt önünde aciliyeti sabahtan yola düşmüş kalabalık, umursamaz salınarak gelen ruhumun hoyratlığına bozuladursun.  İnsan nefeslerinde kahvaltısı eksik kalmış aceleci ekşilik, bakışlarda tedirginlik, bacaklarda istemsiz hareketler telaş ediyorum diye bağırırken,   hızlanma gereği duyup, , tanıdık yüzler ve sabah selamlamaları içinde,  dükkana atıyorum kendimi. Birazda korkuyorum artık insanlardan, yüzlerinde maskeler var, nasıl bir anda bu hale geldik anlamıyorum. Sadece benmi tuhaf karşılıyorum olanları. Umarım bu gün biraz para kazanırım umuduyla besmele çekip açıyorum dükkanı. Stantların bir kısmını dışarı çıkarıp, bilgisayarımı ve içinden  müzik dosyasını açıyorum ilk iş. Hemen masamın üstünü gözden geçirip, okunacak kitaplar, yarım kalmış notlara bakıp, gün içerisinde kendimi konumlandırıyorum. Yeni açan güller var yine bu gün, iki dakika şunları seyredip koklayıp geleyim. Ohhh , misss, kaktüs azıcık tozlanmış, fırçalayayım şunu. Sarmaşıkların bazı dalları sarkmış, yok yok ellemeyeceğim, muhtarım bunlarla uğraşmayı seviyor, gelince mutlaka fark edecektir. Fatma hanımın pastanesinden çayımı doldurdum, sahi şu maske olayı, neden bu kadar baskı yapılıyor anlamış değilim! İnterneti açıp araştırıyorum, faydası ve gerekliliği konusunda yazılan üç beş cümleye karşılık fazlasıyla sakıncalarından bahseden metinler çıkıyor karşıma. Tabi durumun çok olağan olmaması acaba diyerek başka sorular uyandırıyor zihnimde. Giydiğim iç çamaşırının rengi nedeniyle ceza alacağınızı söylense,  kısa kollu tişört ve gömlek giymek yasak dense, yada tamamen  kıyafet giymek yasak dense ( abooo) , yada açık bir yeriniz görünmeyecek şekilde örtünmek zorundasınız ( e yuh artık) ? Tüm bunlar olsa ve birileri kurallara uymuyorsunuz diye baskı uygulasa, ceza dahil hukuki müeyyideleri olsa!? Garipliğin hangisi günümüz yaşananlarından masum, diye sorarak konuyu kapatayım ( tamam sustum) . O kadar çok vakit var ki, neredeyse parmakları geçmeyen müşteri sayısı ile bırakın geçinmeyi, gün içerisindeki harcamaları karşılayacak para ile akşamı edince buna da şükür oldu artık. Koronayla ölen insan sayıları ve diğer kronik rahatsızlıklardan ölen insanların sayıları ile ilgili istatistikler okuyorum, iyice kafam karışıyor. Korona testleri ile ilgili aynı şahısta kısa sürede yapılan testlerde bazen pozitif, bazen negatif çıktığına dair söylenceler denk geliyor gözüme. Allah’ım bunca tuhaflık neyin nesi anlamakta güçlük çekiyorum, sen aklıma mukayyet ol. Düşünsenize, bunca sıkıntıyı, borçla, zarar ederek, geleceğimizden çalarak geçirdiğimiz zamanı kocaman yalanlar, hileler ve başka hesaplar için boşa geçirmiş olalım. Yok yok bu kadarı da akıl karı değil, olamaz? Hayal ediyorum da, bu sürecin ardından, katma değeri yüksek yatırımlar, daha çok yeşillik ve ormanlar olsa, tamamen organik gıdalar, bireyin yaşam koşullarının güvende olduğu, iş, barınma ve geçinme  problemlerinin olmadığı bir ülke olsak!? Müthiş olur tabi kide, hani burada aklıma gelen soru, değişim olmadan tüm bu gelişimler olur mu? Aynı yüzler, aynı düşünceler iktidarda iken, muhalefette iken, ne değişir? Tabi kiii hiçbir şey!? Neyse çalışmadan, düşüncelere dalarak akşamı ettik. Çap toplantımız var, dükkanı kapatıp ufaktan uzasam iyi olur.
 
Uğur’un fabrikasının tam karşısında, kapalı olan arkadaşımızın kahvesinde, u şeklinde dizilmiş masalar etrafında tahta sandalyeler, masa üstünde kırmızı örtüler, dut ağaçlarının altında çardak içinde toplandık.  Olası seçimleri konuşuyoruz, Ak parti  tekrar seçimi alır ile, Ak parti kaybedecek arasında hararetli konuşmalar içerisinde arkadaşlarımızın toplanmasına zaman ayırıyoruz. Bu esnada Ayşe abla sazı alır ve bizlere konuşma adabı hakkında ders niteliğinde tecrübelerini aktarır. Alman disiplini bence yaşam içinde kullanılabilir. Mehmet abi bu haftaki toplantıda serbest konuşmamızı önerdi. Özellikle Mehmet arkadaşımız ve Ayşe ablanın görüşlerini almak için oldukça ciddi konularda sorular içerisindeyken; tv ekranlarında onca ünlü ve akademisyen insanın, seviyesiz ve amiyane tartışmalarından, kavgalarına bakınca, bizim konuşmalardaki disiplin ve seviyenin örnek teşkil ettiğini düşündüm. Hasan abinin şaşırtıcı düzeyde tespitleri ve olayları tam ortadan görmesi, Mehmet abinin siyasi tecrübesi ve dominant konuşma becerisi, Mehmet arkadaşımızın dünya içerisinde bir çok konuya hakimiyeti, Ayşe ablanın bölgedeki siyasi oluşumlarla müzakerelerinden   edindiği tecrübeler, Necdet abinin verilere dayanan araştırmacı kimliği, belgelenebilir bilgiye önem vermesi,  Memduh abini kendi içimizdeki kavgaları bire bir görüşmelerle toparlayıp, dışarıda bize ait alan yaratıcı teknik çalışmaları, şu anda devam eden toplantımızda klavyeden word ekranına aktardıklarım. Misafirlerin toplantı esnasındaki tutumlarıyla bize uyumu ve dışarıdan çalışmalara karşı olumlu nabızların direk söylenmesi bizim adımıza artı.  Yaklaşık bir yıldır düzenli olarak toplanıyoruz, ülkenin genel fotoğrafı malum. Bu sürecin içerisinde yeni başlamış ve devam eden bir platformu, bu kadar seviyeli ve gelişerek sürdürmenin zorluğunu anlayabiliyor musunuz? Siyasi patilerden tutun, tüm sivil kuruluş ve oluşumlar kan kaybederken, etkinlikleri düşmüşken, insanlar kabuklarına çekilip korku içerisinde yarınına dair endişeden başını kaldırmazken, bizlerin gerçekleştirdiği olayın devamı ülke adına direnç gösterebilmek için özel diye düşünüyorum.
 
O ağaçta titreyen kediyi gördüğümde,, Kışın ortasında dut ağacını sallayacağım, karpuz düşerse belki de peynirle barışırım !