Hukukta “baştan yok hükmünde” sayılan mutlak butlan kavramı, bugün CHP’nin kurultay tartışmaları üzerinden siyasetin göbeğine düştü. Karar geriye yürüyünce, sadece bir parti değil, Türkiye’nin siyasi istikrarı da sorgulanır hale geldi.
Mutlak butlan, hukuk tekniğinde teknik bir kavramdı. Siyasete bulaşınca denklem değişti. Çünkü siyasi partilerde alınan kararlar, seçilmiş organlar, delege yapıları geriye dönük iptal edilirse sonuç sadece “yönetim değişir” olmuyor. Zincirleme etki yaratıyor.
CHP cephesinde durum
Kurultay süreçleri, delege seçimleri, il-ilçe kongreleri… Bu adımlardan birinde mutlak butlan gerekçesi çıkarsa, o günden sonra yapılan tüm kararlar tartışmaya açılıyor. Parti içi muhalefet “hukuki meşruiyet” ararken, yönetim kanadı “siyasi irade” vurgusu yapıyor. İki taraf da kendi haklılığını savunuyor. Ortada kalan ise taban: “Biz kime oy verdik, kararlarımız geçerli mi?” sorusu büyüyor. Bu belirsizlik, CHP’nin seçim stratejisini, ittifak pazarlıklarını ve kamuoyu mesajını doğrudan etkiliyor.
Türkiye geneli için buhran
-İstikrar Kaygısı Ana muhalefet partisinin iç yapısı mahkeme kararlarıyla şekillenirse, seçmen “sandık mı mahkeme mi karar verecek?” sorusunu sormaya başlıyor. Bu, demokraside temsil tartışmasını alevlendiriyor.
-Siyaset-Hukuk Gerilimi
Mutlak butlanın siyasete uygulanması, “hukukun siyasallaşması mı, siyasetin hukuka hesap vermesi mi?” ikilemini güçlendiriyor. İktidar ve muhalefet medyası olayı kendi çerçevesinden yorumlayınca kutuplaşma artıyor.
-Seçmen Güveni Yıllardır partisine oy veren, delege seçen vatandaş, “verdiğim oyun hükmü yoksa yarın neye güveneceğim?” kaygısına düşüyor. Bu kaygı sadece CHP ile sınırlı kalmıyor, tüm partili yapılara yayılıyor.
Büyük resim
Mutlak butlan, hukukun koruyucu mekanizması olarak tasarlandı. Ama siyasi partiler gibi dinamik, kitlesel yapılarda kullanıldığında “geçmişi silme” etkisi yaratıyor. Türkiye şu an tam da bu noktada, Hukuki doğruluk ile siyasi istikrar arasında sıkışmış durumda.
Bu buhran, sadece CHP’nin değil, 2026 seçimlerine hazırlanan tüm siyasi aktörlerin sınavı haline geldi. Çünkü yarın aynı gerekçe başka bir partinin kongresi için de gündeme gelebilir.
"Mutlak Butlan Fırtınasında CHP ve Türkiye: Hukuk Devleti mi, Sandık İradesi mi?
CHP’de yaşanan mutlak butlan tartışmasını “Cumhuriyete müdahale” olarak tanımlıyorum. Hukuk devleti “kural işler” derken, seçmen “oyum ne olacak?” diye soruyor. 2026 öncesi sandık matematiği buhranın merkezinde.
-CHP ve “Müdahale” Tezi
“CHP sadece parti değil, Cumhuriyetin güvencesidir. Yıllardır yıpratılıyor.”
Mutlak butlan, şekil bozukluğu varsa hakimin kendiliğinden uyguladığı sert kural. Siyasette kullanıldığında “geçmişe yürüme etkisi” yaratıyor. 2012 MHP, 2018 İYİ Parti süreçlerinde de benzer tartışma olmuştu. Yani CHP’ye özel değil, sistemik risk.
-Hukuk Devleti Sınavı
“Laiklik, demokrasi, milli egemenlik savunulmalı."
Hukuk devleti = kanun herkese eşit. Mahkeme “kongre usulü bozuldu" derse, 1 gün sonra alınan karar da 3 yıl sonra alınan karar da yok hükmünde. Bu kuralı işletmek adalet, İşletmemek keyfiyet olur. Ama kural işletilirken “siyasi istikrar” zedelenirse, vatandaş “adalet geldi ama kaos büyüdü” diye düşünür. Bu ikilemi çözemeyen sistem buhran yaşar.
-Seçmen Psikolojisi ve Sandık Etkisi
“Halk yerel seçimde değişim dedi, CHP birinci parti oldu. Gerçek gündem ekonomi.”
Seçmen kafasında 3 soru var:
Güven “Delege seçtim, yönetim seçtim. Hepsi hükümsüzse bir daha niye oy vereyim?” Aidiyet çatlar.
-Yorgunluk Enflasyon, kira, borç derken bir de “parti mahkemelik” haberi gelince “yine kavga” algısı oluşur. Sandığa gitmeme riski artar.
- Kararsız Etkisi CHP tabanından kopan %3-5 seçmen, 2026’da seçimi belirler. Gitmezse iktidar avantajlı, küçük partilere kayarsa meclis aritmetiği değişir. İttifak masasında “imza atan yetkili mi?” sorusu pazarlığı tıkar.
-Ülkenin Gerçek Gündemi
Emekli, asgari ücretli, genç, çiftçi, esnaf… Hepsinin derdi mutfak.
Siyaset-hukuk gerilimi uzadıkça medya ve kamuoyu enerjisi oraya akar. Ekonomi, eğitim, dış politika geri plana düşer. Seçmen de “benim derdim konuşulmuyor” deyip sandıktan soğur. Bu, tüm partilere kaybettir.
“Türkiye’nin ihtiyacı kavga değil adalet, baskı değil özgürlük, ayrışmak değil dayanışma.”
Mutlak butlan bu denklemin “adalet” ayağını temsil ediyor. Sandık ve seçmen psikolojisi “istikrar ve temsil” ayağını. İkisini dengeleyemeyen Türkiye, buhranı derinleştirir. Dengeleyen Türkiye ise hem hukuk devleti ilkesini güçlendirir hem de seçmenin “kurallar netse sandığa giderim” güvenini tazeler.
“Yeter ki milletin iradesine sahip çıkılsın. Yeter ki adalet işlesin. Yeter ki halkın sesi susturulmasın. Çünkü halkın gücünün üstünde güç yoktur.”





