Medeniyetin en güzel üç şehrinin Babil, İsfahan ve İstanbul olduğu söylenir. Biz en güzeli olan İstanbul'u anlatalım.
     Gezginlerin şaşkınlığı, kralların ülkesi, fatihlerin tutkusu, aşıkların hülyası, şairlerin ilhamı, yurtsuzların yurdu ve çaresizlerin ekmek kapısı bu devasa şehir, acımasız, tarihe düşman insanlığa, düşman doğaya düşman bir egemen güç tarafından kalbi sökülüp, sadece larvaların yaşadığı, sadece ölümün hüküm sürdüğü bir cesede dönüştürülmek istenmektedir.
     Tarihte iktisadi kolaylıklar için bir çok  kanal yapılmıştır. Panama kanalı  77 km. uzunluğu ile geçiş güzergâhı 12000 km. kısaltmış ,Süveyş kanalı 193 km. uzunluğu ile 7500 km. kısaltmıştır. İstanbul bir tarihi mirastır ve adını saydığımız bu kanallarla asla kıyaslanamaz. Zaten amaç mesafeyi kısaltmak değildir.
        Avrupa'da bir Arap kolonisi kurmak, sahip olduğumuz en güzel, en değerli  Avrupa coğrafyasında bulunan topraklarımızı bu millete teslim etmek ihanet değilse nedir?
        Hangi akıl toplumun önceliğinin kanal inşaatı olduğuna karar verir? Ekmek, iş ve daha nice sorunlar canımızı yakarken.
        Ya da amaç zaten akıldışı olan bu projenin aslında cambazı gösterip malı kapmak olduğu mudur? Ekonomik çöküşün acısını afyonlamak mıdır?          Bunlara tabi ki sağduyusunu ve aklını yitirmemiş emekçi halkımız karar verecek.
        Direnç ve duyarlılık kendini hissettirmiş, iktidar sallanmaya başlamış ve çöküş hızlanmıştır.