Siyasetin tavrı ve dili neden bu kadar itici gelir!? Taraf ayırmadan, siyasetçi deyince aklıma, bağıran, kavga eden, şikayetçi insanlar geliyor . Olumsuz düşünceleri unutmaya çalışarak, ideal anlamda siyasetçi nasıl olmalıdır sorusunu kendime soruyorum! Siyasetçi , bireylerin yaşantılarını düzenleyen kuralları dizayn eder, bireyi eşit şekilde korumak, değiştirmek ve geliştirmek adına projeler üretir, yasallaşması için mücadele eder ve hayata geçirir. Tabi ki bu etkinlikte siyasetçi, ahlaki açıdan dürüst, adil, teknik açıdan toplumun faydasını gözetebilecek yeterliliğe sahip oranda eğitimli, doğru hedeflere kanalize olmak üzere dikkatli ve ileri görebilir niteliklerde olmalıdır. İleri görüşe sahip olmayan hiçbir siyasetçi, toplumun gideceği yolu dizayn edemez. Ülkelerin gelişmişliğine bakarken bilimsel becerilerine, özellikle özgün teknolojilerine, katma değerine, maliyetler üzerindeki etkisine, eğitim, sağlık ve sosyal düzen üzerindeki etkisine bakmak gerekir. Gitmiş olduğum siyasal toplantılarda, siyasiler adına gözlemim, kısır çatışmalar, biraz süsledikleri şikayetlerle alkış uğruna utanarak yazıyorum “ laf-ü güzaf” etmekten ileri gitmiyor. İktidar ve muhalefet ( muhalefetin tek işinin eleştiri olduğu konusuna katılamıyorum, asıl işi, daha doğru ve etkili projeleri hazırlamak ve yaptırmaktır) partilerinden geleceğe dair ümit besleyecek projeler göremiyorum, üzgünüm!?
Geçenlerde Nazilli belediyesi katkılarıyla, İlker Başbuğ’un konuşmacı olarak davet edildiği geceden fikrime işlenenleri aktarmak istiyorum. Öncelikle Atatürk dehasına atıfta bulunurken, politikanın hedefinin toplumu ortak iyilerde buluşturacak anlayışın dizaynında, Atatürk adına yapılmışlardan örnekler sunmuştu. Atatürk’ün Yurtta Sulh Cihanda Sulh cümlesinde önceliğin iç huzur ve iç barış olduğuna vurgu yapmıştır. Türkiye Cumhuriyeti anayasasının 136. Maddesinde diyanetin kuruluş amacının, toplumun birliğini sağlamak olduğu açıkça yazmaktadır. Ekonomik kriz, komşu ülkelerde savaş, ülke içinde Suriyeli sorunu vb. nedenlerle günümüz Türkiye’si insanının birlik ve bütünlüğünü tesiste elzem dönem içerisindeyiz. Siyaset insanı ve politika uzmanları taraftar mantığından çıkarak milli duygularla tüm halkın fayda göreceği düşünüşte harekete mecburdur.
İnanmadığınız ve sizce yanlış bir eyleme hayır demek için; önce bağımlı olmadan hayatınızı kazanmanın yolunu bulun. Sabah kalktığınız saat, yaptığınız iş, emir yada mecburiyet olmasın. Siz kendiniz adına karar alırken ve çalışırken , kendiniz için disiplinli olun ve seviyorsanız çok çalışın. Çalışmayı seviyorum,, fakat sırf bir şey satmak için, yalan söylemek istemiyorum, müşteri yanlış tercih yaptığında, ben ce şunu al derken, gerçekten daha avantajlı ürüne yönlendiriyorum. Düşüncelere göre yaşamak, adil olmak, kazanılan paranın miktarından daha önemli bence. İnsanın parazit anları vardır, kimi yemek yapmayı bilmez, hazır bekler, kimi donunun ütüsünü beceremez, kimi sosyal ortamda kendini ifade edemez, kimi eğlenmek için dans edemez, kimi ve belki de çoğu bir saniye sonra yaptığı eylemi düşünmeden, fütursuzca gerçekleştirirken, ya birine iş çıkarır, ya birini yada bir malzemeyi kırar, ya kendine zarar verir, yada iğrenç bir söz yada harekete bulaşmıştır. Tüm bu eksiklikler ya beslenmek için, ya barındığımız ortamı düzenlemek için, ya sosyal ortamda yalnız kendimizle yetinemediğimiz için, bir şekilde bizi bağımlı ve eksik kılıyor. Hayat içerisinde, tembellik, korku, denemekten kaçınmak adına, sabit bahanelerimiz olmadıkça, bir başkasının yaptığını yapabilme kabiliyeti, oranları farklı olmak üzere elbette hepimizde var. İşte özgür olmak böyle bir şey, yapılan bir sakarlığı, kendim telafi edemezsem duyacağım hakaretler ve olumsuz tavırlara alışmak, yüzsüzleşmek gerekiyor. Kendi geçimimi sağlayacak, sosyal ihtiyaçları giderebilmek için gerekli eğitim ve deneyimi edinmek zorundayım ki; hiç kimse, yada hiçbir makam zorunluluk olmasın! Lüks bir sofrada, gösterişli insanlar arasında ne kadar doğal olunabiliyorsa, tarlada işçilerle ve hatta onlarla işçi olarak beraber aynı sofrayı paylaşırken, aynı doğallığa fazlasıyla sahip olmalı, egolardan ve bağımlılıklardan arınmalıyım. İnsanlarla doğal, duygusal ve saf nedenlerle bir arada olmayı yeğledim ve yeğlerim. Zorunlu olmadığım fakat toplumsal fayda gözeteceğim eylemler de olmalı mutlaka,, fakat, birilerinin malzemesi olmadan, herhangi bir ispata tutuşma düşüncesi yaratmadan, insan zihnindeki zayıflıkları kullanmayı düşünmeden, herhangi hesaba girmeden, sırf saf duygu ile doğruyu yapabilmek adına! Bireylerin an içerisinde kendiliğinden oluşan kaygıları, alternatiflerin varlığı, tercihlerin bireyselliği elbette yaşamın bir parçası; fakat bu zaaflar içerisinden, yüksek perdeden, tavır ve erdem söylemiyle uyuşmayan, çokça örnekte gülünesi.
Sonsuz boşluk içindeyim, bastığım toprak, soluduğum havadan bağımsız duygularım, gecenin körlüğünde kaldırıp başımı seyrediyorum, ay, yıldız hiçbir şey yok, yürüdüğüm yollar ayaklarımın altından kayıyor, her hangi cisim, olay, yaşanıştan tekbir iz yok ruhumda. Dehşet bir çekimin içinde tutsak, kendiliğimden soyut, varlığının içinde yüzüyorum. Yoksunum, bedenim de son zerrecikler ruhumu terk etmekte ve artık ben, ben değilim. Hiçlik içinde yabancı bir ruhun son etinde tutsak, asılı anın içinde kayboldum!
Düşüncelerinizi anlayamayacak insanlarla dostluk kurmayınız, bilakis yetersizlik duygusu ihanet için gerekli mazereti barındıracaktır.
