İnsanın en karanlık noktası ruhudur! Neyle beslendiğini geçmiş hikayelerinden, biriken olaylardan bir yere kadar takip edebiliriz. Kendi içselliğimiz, yaşantımız bağımlı olduğundan irademizce oluşmadığından, etkileşimlerin doğrultusunda bilinç altına kontrolsüz kodlar gönderir. Yaşam alanını kontrol, sert görünümlü disiplin değildir. Kontrol dediğimiz, kendi tayinimizi gerçek kılacak güvenli, verimli yöntemler geliştirme kabiliyetidir. Geçmiş değişimler adına iyi örnekleri takip etmek, ayrıntılı hikayeleri not etmek oldukça faydalı veriler sağlayabiliyor. Daha çok insan, daha çok hikaye, daha çok bilgi dersler çıkarmak adına işimizi kolaylaştırır.
İnsanın davranışları geçmişin gölgesini takip ediyormuş. Hayat almasını bilene elmaslar sunmuşçasına faydalı bilgiler fısıldar.Kazmayı, küreği elimize alıp inatla aramayı, bulduğumuz elmasları da parçalamadan dikkatlice işlemeyi bilmeliyiz. Bugün 23 yıl önce yaşadığım olayın hayatımı nasıl değiştirdiğini, aynanın karşısına geçip gerçeğimle tanışma isteğimi ve sonrasını verimli kılabilmek için geçen zorlu değişim sürecini anlatacağım. Sevgi ve aşkın sembolü olan gül uzun zaman acı çektirirken bana, uyanmam için beni hazırlamış olduğunu fark ettiğim günden bu güne çok değişti hayat. Artık özgüveni yüksek, çalışkan, iyilik için aklını yoran, dürüst ve kabiliyetli bir insan oldum. Geçmiş hikayeye dönerek değişimi tetikleyen olay ve değişim süreci adına geçmiş sorgulamasını inceleyelim hep beraber.
16 yaşımdaki beni tanımlayan hallerim. Hayatım zevk ve eğlenceden ibaret Her istediğimi yiyip içebilmeliyim, fırsatını bulduğum her an gezip eğlenebilmeliyim .Sorumluluk almak, iş paylaşımı, ders çalışmak ve okula gitmek bence gereksiz.  Disiplin en nefret ettiğim cümle. Hiç sevmediğim bir adam bana, hatalarımın ört bas edildiğini ve hatta istediklerimin sorgusuzca düzenli olarak karşılanmasının hatayı doğru bulmama neden olduğunu söyledi. Gerçekleri kabul etmemi engelleyen ve çok küçük yaştan itibaren her koşulda aşırı bir koruma sağlanarak kişisel gelişimimin engellendiği  söylediği o an, belki de hayatımın en öfkeli anlarıydı.
Tam 17 yıl önce haziran ayının sonları, cuma öğleden sonra annemlebirlikte  güler yüzlü, melekler kadar iyi teyzeme gittik. Annemle ben huzur aradığımızda, nefeslenmek istediğimizde, teyzemin sevgisine teslim ederdik kendimizi. Teyzem neşeli, şık giyinen, bakımlı, her işi çabuk ve kolay yoldan bitiren, sarı saçları her gün bakımlı, uzun boylu narin bir kadın. Neyse içeri girdik. Salona geçtim, duvarda dedemin babasından kalma bir kılıç, hemen yanı başında annem, teyzemler , dedem ve nenemin olduğu siyah beyaz tablo,  vitrinde atalarımızdan kalma gümüş servis takımı, eski ve yeni fotoğraflar,  konsolun üzerinde nenemin gelinlik saksonya lâmbaları, helezonlu, yaldızlı  su bardakları, boncuk kapakları, "Hilye-i Saadet" yani her şey muazzam ve kıymetli derken, köşede sehpanın üzerindeki gülleri gördüğümde bir anda astım krizim tuttu. Apar topar daha içeri girip yerleşemeden üniversite hastanesine acile götürdüler beni. Gül deyince güller açar kalplerde, sevdalar hareketlenir, kuşlar uçuşur, gökyüzü renklenir fakat gülün kokusu bana ölüm. Kriz anında içi boş akciğere giden kaslar  hava dolunca kasılıyorum ve bu nedenle pis havayı dışarı atamıyorum. Yüzüm pancar gibi olur ve şakak damarlarım patlarcasına öksürüğe boğulurum. Sanki biri beni boğuyormuş gibi. Doktorun uyguladığı tedavi ile hava yolu kasları gevşedi  ve nefes alışım düzene girdi. Alelacele geldiğimiz hastanede kendime gelince annem Beren teyzeme , Tan’ın güle alerjisi olduğunu bildiğin halde neden biz gelmeden gülleri çıkarmadın diye çıkışırken, teyzemden hepimizi şok edecek cümle “ kağıttan gül, yapma onlar, nasıl oldu bu anlamadım” den sonra hepimiz şaşkın bir birimize bakıyorduk. O esnada konuşulanları duyan doktor, rahatsızlığın nevrotik olabileceğini söyledi ve bizi psikoloğa yönlendirdi. Hayatımı değiştiren farkındalık süreci böylelikle başladı. Altı ay düzenli olarak psikoloğa gittim. Girdiğim seanslarda gülle ilgili nevrotik bozukluğun dört yaşımda annemin evlatlık aldığı yaşça büyükçe abimle tanıştığım o süreçte gerçekleştiğini öğrendik. Annem sağolsun yine döktürmüş, sosla kızartılmış tavuk, pilav, börülce turşusu, cacık, sirkede bekletilip temizlenmiş yeşilliklerden yapılmış salata ve kısa sürede hazırladığı o müthiş tatlılardan var sofrada. Berkant abi, çok güzel sofra teşekkür ederim diyerek anneme bahçeden topladığı gülleri uzattığında annemin ne kadar mutlu olduğunu ve sevgi ile sarıldığını gördüğüm o anda, nefes alışverişim bozuldu ve sinir krizi geçirdim. Sofradaki tabakları yere fırlatıp, masa örtüsünü çektim, masadaki sürahi devrildi ve her yer cam kırıklarıyla dolmuştu. O anda annemi kaybetme endişesi ve yaptıklarımın utancıyla nefes alamaz hale geldim. Küçük yaşta babamdan ayrılmıştık ve bildim bileli annem beni korudu, yaşadığım olaylarda bana kalkan oldu. Bu ilk krizim değildi tabi ki. Psikoloğum, daha eski hikayeleri incelediğinde, yaşadığım her olumsuz durumda sadece korunduğumu, bana ait hatalarla ilgili gerekli dersleri almadığımı anlatıyordu. Hipnoz seansımızda, yaşadığım daha eski bir olayda, tartışma esnasında annemin benden büyük olan abiye çok kızgın şekilde çıkışmasında korkudan kasılmam ve titremeye başlamamın, aslında benim küfretmem sonucu başlayan kavgada suçluluk duygusundan korkuyla kırize girdiğimi anlatıyordu. İstemsiz olarak her heyecan anında bu aşırı korumadan faydalanabilmek için nevrotik kriz anı tetiklenmeye başlamıştı zaten. Berkant abi ile yaşadığımız olayda, annemi paylaşma duygusu ve belki kaybetme korkusu güle karşı nevrotik tepkiler oluşturdu. O günden sonra ne zaman yakınlarımda gül olsa kriz geçiriyordum. Hipnoz esnasında konuşulanlarla ilgili doktorumdan aldığım raporda, hayat içerisinde başa çıkmam gereken  tüm durumlarda yakınlarım tarafından aşırı korumacı tavırla hatalarımın bile örtbas edilmesi, doğru ile olan bağımda bana zarar verdiğini ve kişisel gelişimim zarar gördüğü gerçeği ile yüzleştik. Annem, ana annem ile günlerce konuştuk, değişmem ve gelişmem için gerekli olanlar konusunda dirayet ve sabır göstermek konusunda fikir birliğine vardık. Artık bende anneme bir çok konuda yardımcı oluyor ve sorumluluk alıyordum. Problemli, zor, sık kavgalı süreçte değişme ve gelişme sürecimden vazgeçmedik. O yaz ilk defa yakınım olmadan okulla beraber izci kampına gittik, her istediği önünde olan bir çocuk artık adam oluyordu. Kamptan döndüğümde esnaf bir abinin yanında 1 ay kadar çalıştım, rafları düzelttim, yerleri süpürdüm, çay koydum, gelen  müşterilere satış yaptım, faturaları ödemeye gittim, gelen malları saydım, fiyatları etiketledim, boş kalınca kitap okudum. Alışkanlıklar çok şeyi değiştirir, sürekli araştıran, bir şeyler yazan, öğrenmeye çalışan bir adamın yanında artık bende de öğrenme ve araştırma hevesi uyanmaya başladı. Artık ders çalışmayı bir iş olarak görmüyorum, sanki beni iyileştiren, hayatımı kolaylaştıran ve daha sonrası için hayatımı kolaylaştıracak bir şeyler keşfediyordum. Okulda derslerim düzeldi, herkesle sevgi ve saygı içerisinde iletişimim var, hazır ve kolay yoldan bana verilen hiçbir şeyi kabul etmiyorum. Yaptıklarım ve yaşadıklarım hakkında kafamda şu soru var, doğrumu sorusu. Artık hiç yalan söylemiyorum ve herkes bana güveniyor, bu sayede güvenli ve huzurlu hayatım vardı. Teyzemlerde yaşadığım o olay hayatımın dönüm noktası oldu. Üniveristeye gittim ve başarılı bir öğrenci olarak diplomamı aldım. Yüksek lisans yaptım. Üniversite aşkım Çiçek ile evlendik. Tanınmış büyük bir otelde müdürlük yapıyorum. Nil adında kızımız, can adında oğlumuz, eşim ve ben huzurlu ,güvenli hayat sürmekteyiz.
Yaşananlardan etkileniriz, psikolojik varlıklar olarak sağlığımız hissettiklerimizle direk alakalıdır. Fiziksel etkiler aslında iç sesimizle birlikte hareket eder. Düşünsel temizlik, fiziksel açıdan sağlık adına en önemli etkendir.