Hani böylesini hiç görmemiştik dediğimiz türden bir kaosu toplum olarak yaşıyoruz ama bu hafta başka bir konuda yazmanın daha makul olacağını düşündüm.Ruhumuz kötüyü kaldırmıyor artık.
 
      Hava ışıl ışıl ve tam bir bahar kokuyor,deniz daha mavi ve umut dolu.Ağaçlar alabildiğine renklere bürünmüş,kuşlar aşka gelmiş,cemreler düşüşünü tamamlamış,muhteşem bir gök kubbe sarıp sarmalamış her yanımızı.
 
     36 yaşında hayata veda eden naif,alçakgönüllü  şair Orhan Veli,bu havaları öyle bir sevmiş ki 26 yaşının bahar ayında şunları yazmış:
 
 Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.
                                    (Nisan 1940)
 
     Bu hafta Bahar Bayramı'nın başlangıcı olmasıyla daha da bir  etkileyici.Ne yapsak nafile;evde kal tavsiyesine uyup balkondan izliyoruz güzellikleri ve çirkinlikleri.Malum Korona virüs.
 
     Bir de Atilla İlhan'dan şu şiir var ki yürekleri acıtır:
 
          Sakın Ha
 
sabiha bu adamlar beni alıp götürecek
sakın ha ağlamanı istemiyorum
soracakları varmış yıllardır sorarlar
anlaşılan bu sorgu daha yıllarca sürecek
ilk götürülüşümü bak hatırlıyorum
sendikaya yazıldığım günlerdi sanıyorum
otomobil farlarına yağmur yağıyordu
cıgaram ıslanmış sokaklar nedense dar
bu defa aksi gibi zilzurna ilkbahar
 
     Bir bahar günü polis almış götürüyor sorguya.Ne sorguda geçsin ne ölümcül virüsle geçsin.Tertemiz,pırıl pırıl,aşkla umutla,kardeşlikle,doğayla geçsin.
 
    Virüs gerçeğine toplum olarak daha çok mizahi yaklaşımımız, Bahar'ın verdiği umut ışığının aydınlatma gücü mü acaba?  Yoksa bu kadar çaresizlik başka hangi mevsimde bizi güldürürdü?