NEMRUT KALDERASI’NDA JEOPARK PROJESİ

Son yıllarda hızla yaygınlaşan kültürel jeoloji ve jeolojik miras çalışmaları bazı kavramların sık sık gündeme gelmesine neden oldu. Güneş sistemi içindeki dört kaya gezegen içinde Dünya sıra dışı bir kaya olarak göze çarpıyor.

NEMRUT KALDERASI’NDA JEOPARK PROJESİ

Son yıllarda hızla yaygınlaşan kültürel jeoloji ve jeolojik miras çalışmaları bazı kavramların sık sık gündeme gelmesine neden oldu. Güneş sistemi içindeki dört kaya gezegen içinde Dünya sıra dışı bir kaya olarak göze çarpıyor. Bu sıra dışılık sadece güneş sistemi için değil şimdilik tüm evren için geçerli. Oluşumundan beri hareketli olan  Dünya üzerinde meydan gelen olaylar kayaların bünyesine kaydedilir. Jeologlar kayaların içindeki bu kayıtları çözerek dünyanın başından geçen olaylar hakkında ayrıntılı bilgilere elde ederler. .Bu oluşumlara Jeolojik Miras diyoruz.  Bu bilgileri saklayan bazı kayalar veya özel yer şekilleri tahrip edildiği zaman geçmişe ait birçok bilgi de yok oluyor. Bu oluşumların büyük çoğunluğu ne yazık ki insan türünün açgözlü politikalarına kurban edildi.  Bu durumdan rahatsız olan yerbilimciler bir komisyon kurdular. Bu komisyon 1991 yılında Fransa’nın Digne kentinde 30 ülkenin delegelerinin katılımıyla toplandı  ve jeolojik mirasın korunması yönünde önemli bir karar aldı.  Digne Deklarasyonu olarak bilinen 9 maddelik bildiri özetle Yerküre üzerinde bulunan bilimsel ve görsel öneme sahip tüm jeolojik miras öğelerinin korunması gerektiğini vurguladı.

Bu bildiri büyük ses getirdi ve kısa sürede bilim dünyası Jeolojik Miras, Jeopark ve Jeopark kavramları ile karşılaştı. Bu toplantının sonrasında özellikle 2010 yılında itibaren dünyanın farklı bölgelerinde Jeoparklar kurulmaya başladı. Bu yıl itibariyle UNESCO tarafında onaylanmış 169 adet Jeopark  var. Bu listede Türkiye’den sadece Kula-Salihli Jeoparkı bulunuyor. Ancak Aralarında Nemrut Jeoparkı’nın da bulunduğu 25 jeopark çalışması başlamış durumda. Bu tür bilimsel ağırlıklı yazılarda söz edilen kavramların anlaşılması bazen zor olmaktadır. Bu nedenle Öncelikle bazı kavramları açıklamak istiyorum. Bu tanımlardan sonra jeopark kavramının daha da netleşeceğini umuyorum.

Jeolojik Miras: Yer yuvarının 4.6 milyar yıllık yaşam süresinin herhangi bir döneminde meydana gelmiş, gerek oluşum, gerekse bulunuş şekli ile ender bir doğal anıt görünümünde olan ve korunmaya alınmazsa kısa sürede yok olacak bölge, kayaç, fosil, mineral ve yer şekilleri gibi oluşumlara jeolojik miras adı verilmektedir. Bu ender görülen oluşumların verecekleri mesaj açısından eşleri yoktur. Bu oluşumlar yok edildiğinde yeryuvarının geçmişiyle ilgili birçok bilgi de silinmiş olmaktadır. Yerbilimciler açısından yüzlerce milyon yıllık, bazen de milyar yıllık bu oluşumların kısa sürede yok edilmesi büyük bir problemdir. İnsanlara doğa kültürünü aşılamak, doğa koruma konusunda daha duyarlı olmaların sağlamak için ise bu türden doğal anıt sayılan Jeolojik Miras öğelerinin korunması ve verdikleri mesajların anlaşılabilir olmasını sağlamak gerekmektedir. Özetle; yok olması durumunda bulunduğu bölgeye ait bilgi ve jeolojik bir belgenin kaybolacağı, nadir bulunan, yok olma tehdidi altındaki bir doğal mirastır ve mutlaka korunmalıdır.

Jeosit: Yerkabuğunun oluşumu veya evrimi sırasındaki bir olayı, bir süreci veya bir oluşumu ortaya koyan, kayaç-mineral-fosil topluluğu, istif, yer şekli, jeolojik yapı, doku türünden, bilimsel belge niteliği, bazı durumlarda görsel güzelliği bulunan doğal varlıklardır. Jeosit, jeolojik bir özelliği temsil eden, bu özelliği görmek, öğrenmek isteyenlerin ziyaret edebilecekleri, özellikle jeoloji öğrencilerine ve amatör yerbilimcilere ve ziyaretçilere ilgili oluşumu kolayca anlatmak için kullanılan yer, lokalite anlamındadır. Boyut sınırı yoktur. Çok küçük olabileceği gibi çok büyük alanları da kapsayabilir. Dar alanda iki veya daha çok jeosit tanımlanamaz. Jeolojik olay, süreç, ürün en iyi hangileriyle temsil ediliyorsa o lokalite jeosit olarak kabul edilir.  

Jeopark: En az birkaç jeosit olmak üzere diğer doğal ve kültürel miras değerlerini de barındıran, müzesi ve yönetim merkezi bulunan, büyük ölçekli alanlara Jeopark adı verilir. Bir Jeopark alanı, başta jeolojik miras niteliğindeki öğeler olmak üzere tüm doğal ve kültürel mirasın korunmaya alındığı, toplumu bilinçlendirmek için doğa eğitimlerinin verildiği, bu yapılırken de  sosyo-ekonomik kalkınmanın da amaçlandığı,  Jeorutizm’in  büyük bir ağrılık kazandığı  bir kültürel  düzenlemedir.

Bilimsel açıdan ise jeopark, seyrek rastlanan ve estetik değeri yüksek jeolojik miras niteliğindeki yerleri kapsar. Bir jeopark jeolojik öneme sahip oluşumların dışında, bölgedeki arkeolojik, ekolojik, etnografik ve tarihsel ya da kültürel açıdan önemli yerleri de içermelidir. Bu değerlerin fazlalığı Jeoparkın zenginliği olarak kabul edilir.  Jeopark jeolojik ve kültürel mirasın doğa eğitimi yoluyla bilginin geniş kitlelere yayılmasını sağlar; geniş halk kitlelerini yerbilim ve çevre konularında eğitir, bölgenin sürdürülebilir kalkınmasına katkıda bulunur ve jeolojik mirasın korunarak gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlar. UNESCO tarafından yapılan tanımlamaya göre de jeopark; bilimsel açıdan önemli olan, jeolojik özellikleri yanında arkeolojik, ekolojik ve kültürel açıdan da bir değer ifade eden bir veya daha fazla sayıdaki ziyaret edilecek yer bulunan alandır.  Bir jeopark sınırları belli olan bir bütünlük içinde ele alınmalı, uluslararası ölçekte jeosit/Jeositlere ve zengin bir jeoçeşitliliğe sahip olmalıdır. Jeokoruma anlayışı içinde bir jeopark bulunduğu bölgede sürdürülebilir bir kalkınma modeli ortaya koymalıdır. Tüm bu faaliyetler sağlıklı bir Yönetim Planına uygun olarak yapılmalıdır. Yani tüm çalışmalar bitmiş olsa bile Yönetim Planı olmayan bir alanın Unesco tarafında onaylanması mümkün değil.

Jeoturizm: Jeolojik Miras ve Jeopark kavramlarından sonra her geçen gün büyük bir gelişme gösteren jeoloji temalı, öğrenme amaçlı ve bilgi temelli bir ekoturizm türüdür. Çoğunlukla jeoparklar içinde bulunan jeolojik miras öğelerini ziyaret edenler bu ziyaretleri sırasında bazen yeryuvarının oluşumunun herhangi bir dönemi hakkında, mineral, fosil ve kayaçlardan önemli bilgiler elde etmekte, bazen de jeomorfolojik süreçlerle şekillenmiş yer şekillerinin oluşumunu öğrenmektedirler.

Jeoturizm; kayaçlar, fosiller, mineraller, volkanlar, buzullar, buzul gölleri, dağlar, farklı aşınmaşekilleri, deprem, sel, heyelan gibi afete dönüşebilecek doğa kaynaklı olaylar, yapısal unsurlar, çöller, göller, mağaralar, nehirler, şelaleler, maden ocakları vb. ile insan jeoloji ilişkisinin yoğun olarak gözlendiği kültürel öğeleri de kapsayabilen alanların ziyaret edilmesi ile ortaya çıkan turizm faaliyetidir. Bu alanlar ziyarete hazırlanırken, ziyaretçiler tarafından verilebilecek olası zararların engellenmesi adına alına önlemler de “jeokoruma” işlevini yerine getirir. Böylece, jeolojik mirasın korunması, jeoturizm faaliyetleri ile örtüşmüş olur. Sonuç olarak jeoturizm, dinlenme-eğlenme ve bilgi edinme, farkındalık kazanma temelli bir turizm türüdür.

Jeoçeşitlilik:  Dünya'nın tamamı veya belirli bir parçasında bulunan mineraller, kayalar, çökeller, fosiller, topraklar ve su jeoçeşitliliği oluşturur.  Ayrıca bu jeolojik malzemelerde gelişmiş olan kıvrımlar, faylar, yer şekilleri ve diğer morfolojik unsurlar da jeoçeşitlilik kavramının içinde yer alır. Yeryuvarını oluşturan tüm jeolojik öğeler ile bu öğeler üzerinde meydan gelmiş olan her türlü yerbilimsel olay da jeoçeşitlilik olarak tanımlıyoruz. Yeryuvarı üzerinde bulunan ve bize geçmişimizi anlatan jeolojik/jeomorfolojik oluşumların korunması ve sürdürülebilir bir kalkınma modeli geliştirilmesi amacıyla Unesco tarafından 6 Ekim günü Dünya Jeoçeşitlilik günü olarak ilan edildi.

Biraz dikkatli baktığımızda jeoçeşitliliğin yaşamımızın her alanında olduğunu görebiliriz.  Belki fark etmiyoruz ama Jeoçeşitlilik, kullandığımız bilgisayarlardan taktığımız takılara, gezdiğimiz turistik yerlerden içtiğimiz içeceklerin kutularına kadar her yerde yanı başımızda.

Nemrut Jeoparkı : Bitlis valiliği ile İstanbul Üniversitesi tarafından sürdürülen bu çalışma yaklaşık 5.300 km2’lik bir alanı kapsıyor ve Bitlis’in tüm ilçelerini içine alıyor. Van Gölü’nün Bitlis ili sınırları içinde kalan bölümü ile gölün güneybatı, batı ve kuzeybatı kesimleri, Nemrut (2.948 m) ve Süphan (4.058 m) Strato-Volkanları da  Jeopark alanı içinde kalıyor. Güneyinde, Türkiye'nin en yaşlı kayaçlarını barındıran Bitlis Masifi'ne ait metamorfik kayaçlar, doğusunda ise dünyanın en büyük sodalı gölü olan Van Gölü bulunuyor. Gerek masifin içinde gerekse Ahlat-Adilcevaz karayolu üzerinde, bu bölgede önceden var olan ve kapanan bir okyanusun kalıntılarını temsil eden ofiyolitler de öneri jeopark alanının jeolojik çeşitliliğine zenginlik katıyor. Çalışma alanın yaklaşık 600 milyon yıldan gümüze kadar geniş bir yaş aralığına yayılmış büyük bir jeolojik zenginliğe sahip.  Yapılan çalışmalarda 5 jeorota üzerinde yer alan 44 adet “jeosit”, çok sayıda kültürel miras unsuru belirlendi ve jeopark işletme planı önerisi ile bütünleştirildi.  Bu plan aynı zamanda önerilen jeositler için uygulanacak jeokoruma önlemlerini de kapsıyor Bölgede düzenlenecek bir Jeoparkın, tüm doğal ve kültürel varlıkları ile birlikte düşünüldüğünde, yörenin sosyoekonomik açıdan sürdürülebilir kalkınmasına katkıda bulunacağı şüphesiz. jeoparkların önemli bileşenlerinden Doğa Sporları Çalışmaları" da büyük ölçüde tamamlanmış olup iki adet tırmanış, sekiz adet doğa yürüyüşü, dört adet bisiklet, dört adet tur kayağı ve üç adet kano rotası da jeoparka büyük bir katkı sağlıyor. Yine  jeopark alanında mevcut olan arkeolojik, etnografik ve doğal çeşitlilik unsurları da eklenince dünya çapında neredeyse eşsiz bir jeopark çıkıyor ortaya.

Bir jeoparkın UNESCO tarafından onaylanması için ulyslaarası öneme sahip oluşumları olması şart. Nemrut Kaldereası böyle bir özelliğie sahip değil ne yazık ki ancak Van gölü ve iki eski kıtanın çarpıştığı bölge olması bu jeoparkı eşsiz kılan bir başka özellik. 

Nemrut Jeoparkını oluşturmaya çalışırken amacımızı bu sahip olduğumuz değerlerin bölge ekonomisine katkıda bulunması sağlamak olarak belirlemiştik. Zaten UNESCO’nun Jeoparklardan en büyük beklentisi de bu yönde. Eğer yerel anlamda sürdürülebilir bir kalkınma modeli oluşturamaz isek UNESCO ilgilenmiyor. Nemrut Jeoparkı UNESCO’nun istediği tüm şartları fazlasıyla sağlıyor ancak Bitlis’teki sivil toplum Örgütler ile Kamu kurumlarının bu projeye sahip çıkması gerekiyor. Bitkis Eren Üniversitesi Rektörü Prof. Dr .Necmettim Elmastaş projeyle yakından ilgileniyor. Bu büyük bir avantaj. Başka büyük bir avantaj ise Nemrut Jeopark derneği. Dernek kurulur kurulmaz oldukça etkin olmaya başladı. Türkiye’de bir Jeopark için ilk kurulan sivil toplum örgütü olmasına rağmen kısa sürede ağırlığını koymaya başladı. Bu oluşum tam da UNESCO’nun istediği gibi: Yerel inisiyatif olmadan Jeoparklar başarılı olamaz. Bir jeoparkın UNESCO tarafında onayı önemli ama asıl önemli olan Jeoparkın sürdürülebilir olması. Bu da sivil toplum örgütlerinin desteğiyle olacak

Yazımı UNESCO Türkiye adına Bitlis Eren Üniversitesindeki toplantıya katılan  Prof.Dr. Nizamettin Kazancı’nın toplantıda söylediği sözlerle bitirmek istiyorum: Un var, yağ var, şeker var. Sadece bunları pişirmek kalıyor.

Güncelleme Tarihi: 03 Ekim 2021, 14:39

Selva Demirci

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER