KAPİTAL SİYASETİN PATRONU SERMAYE ANAHTARI

Hz. Muhammed (S.A.V)”Ferasetli müminden korkunuz” demiş.
İnsan odaklı düşünmek ve insanı sevmek, Allah’a giden yola itikat etmektir. Tüm kötülüklerin anası Hamaset sahibi olanlara karşı olmak, Feraset sahibi olmakla mümkündür!
Bugün dünyanın kaderini belirleyen büyük güçlerin;  kapital gücü, yöneten liderlerinde sermayede ki büyüklüğü, ne yazık ki Siyasetin belirleyicisi olmuştur!
Demir Leydi “Sendikaları ve işçi örgütlülüğünü yok etmenin, kapitalistlerin üstünlerin gücü olmasını sağlamak “Taşeronluk” sistemini tüm dünyaya yaymakla mümkündür” demişti. Bunu da becerdi! Ekmek tokluğuna, namus uğruna, çoluk çocuk yetiştirme adına, iş gücü ve emek, kapitaliz yapılanmada sermayenin oyuncağı durumuna düşürülmüştür!
Siyaset; bugün dünyanın babası dediğimiz ABD’de yöneteni seçmek yerine, yönetmek önemlidir diyen kapitalistler, dünya devi ABD’yi yönetmektedir! Yani siz aleni cihan olsanız, siyasetin duayeni olsanız, Felsefeyi tersten yazsanız kapital gücünüz yoksa, sermayenin babası değilseniz, artık bir hiçsiniz!
Türkiye’de siyasetin durumu nedir? “Türkiye’de  %95 Müslüman bir toplum yaşıyor! Mütedeyyin toplumun yarısının yanında, büyük bir çoğunluk” ümmet toplum yapısına ne yazık ki bürünmüş durumdadır! Yani miting alanlarında elinde Kuran ile dolaşanlar siyasetin sonucuna etkili ola biliyorlar! Birde etrafında cübbelileri topladın mı; senin ne kadar inanç sahibi olduğun bile önemli değildir artık! Her konuşman kutsaldır ve kabul görürü! Peki, bu durum nereye kadar devam eder? İktidar olmak için bu yolu deneyenler, başarılı olurlar! Onları bu göreve getirenlerin her istediğini yerine getirirken, kendilerini ve yandaşlarını da zenginleştirmeyi ihmal etmezler! Bir zaman gelir kendilerini bu göreve taşıyanları unutur, hatta muktedir güç benim diye kafa tutmaya, arada bir restleşmeye kadar varan çıkışları da sergilerler!
Ama bu arada kaybeden içte ve dışta k endi varlığından ödün veren o ülke ve o ülkenin yoksul insanları olur. Sıra o görevi verenlere geldiğinde, yeniden bir arayışla, emir komutaya alacağı yeni insanı yani lideri bulur, bulduklarını da kısa sürede iktidar ederler! Yani üçüncü dünya devletleri , gelişmekte olan devletler ve ekonomik özgürlüğü olmayan bağımlı devletler, bu boyunduruk altında ya kalırlar ya da özgürlük için her alanda, halkıyla birlikte mücadele verirler!
ABD dünya sömürü imparatorluğunun babası, Almanya din üzerinden yapılanmada öncü güç, İngiltere istihbaratın kralı ve diğer G8’ in üyeleri! Türkiye düştüğü ekonomik durumun getirdiği sonuca bakılırsa ilk on devlet arasına yarıştan kopmuş, beklide on yıl yada yirmi yıl önceki ekonomik yapısına dönmüştür, diyorlar mı acaba? Yâda kıs, kıs gülüyorlar mıdır? Bakınız Fransa güdümlü cüce Yunan,  denize döküldüğü günleri unutmuş, bize böbürleniyorlar! Bu Ülke, tek adam sistemine düştüğü günden beri geriye saymaya başladı! Kimsede yarınımız ne olacak diye düşünüyorlar mı ya da aldırış edilmiyor diye düşünenler; bunu unutmasınlar ki, açlık ve yoksulluk kemiğe dayandı mı çareler üretmekten başka imkân kalmaz. Çareleri de, bugün yaşananları yaratanlar, nasıl üreteceklerini şimdiden düşünüyorlardır sanırım!
Türkiye’de soldan siyaset üretenler, sistemin karşısında dik duracak gücü parlamentodan alamıyorlar artık bu sistemde! Ne yapmaları gerekiyor peki? Öncelikle kendi içlerinde demokrasiyi çalıştırıp, tüzüklerini en geniş demokratik yapıya dönüştürmelidirler! Oysa ne yazık ki bu yapının bu gün bu durumda olmadığı, dedesi babası ve dayısı olanlar ve hatta sermaye gücü yüksek olanlar, bölgeleri paylaşmış parti büyüklerine sırtlarını dayayarak milletin vekili olarak parlamentoya göreve gidiyorlar! Vay ki vay… Bunların çoğu koltuk ve unvan üzerinden isim yapmakla ve etiketin faydalarından nemalanmakla meşgul bir dönem geçiriyorlar. Artık düzenin, içine girmişler ya, canları, isterlerse ikinci hatta üçüncü dönem vekilliğe de karne notları sıfırken bile talip oluyorlar! Yüzleri manda derisinden daha sağlam ya! Devlet, millet, ezilen filan umurlarında bile değil bunların!
Ondan sonrada kendilerini seçildikleri bölgenin ağası paşası sanırlar, aslında bir hiçtirler! Hatta karşılarında kadın, erkek demeden, ahlak, mahlak, hak getire; uzaydan aşağıya üflemeye başlarlar! Yazık ki ne yazık! Ben onların yerinde olmak istemem! Benim kalemim hiç olmazsa bir şeyler yazacak cesaret ve akademik seviyede! Yani az biraz işe yarıyorum. Terbiyemi asla bozmadan eleştirilerimi yapıyorum! Gün boyunca onlarca telefona cevap verip, elimden geldiğince derde deva olmaya çalışıyorum, sözümüzün geçtiği yerlerden çareler üretiyorum!
Ya siz milletin vekilleri? Yerelin iktidarında ki gücü yıkamıyorsunuz, çünkü arkalarında halk var! Halkı unutup söze sohbete haddi aşarak başlıyorsunuz! Kendinize yoksa halkın yani sizlere bir şeyler yapasınız diye değil, sermayede ki gücünüzün sizi taşıdığı yerden belki işe yararsınız diye medet umuyorlar ya ki boşu boşuna!  Size inandıklarından değil beklide çaresizliklerinden! Tam tersi sizin yerinize utanıp belki bir gün düzelirde, vekilliğin özünde ki siyasi terbiye ve temizliğe sarılırsınız diye süreyi uzatıp bekliyorlar! Yapa bilecekleri tek şey belki bu sefer vekilliği adabıyla taşıyacak kişileri gönderirler diye umutla beklerler! Aslında umutlu bir bekleyiş yoktur ortada! Ortada olan gerçek, kapital, sermaye ve siyasi ağları olanların gölgesinde geleceklerin içinden iyisi çıkar diye bekleyiştir bu!
Sözüm; sözde vekil diye dolaşanlara! Ona buna ya da vekilliği hak etmişlere değil!
Acaba hak ediyor musunuz milletin vekilliğini diye kendinizle empati yapıyor musunuz?
 


Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.