EĞİTİMİ ÇÖKERTEN ZİHNİYET KADINI ŞİDDETE MAHKÛM ETTİ

Bir ülkede neden eğitim yok sayılır. Eğitimin aydınlığa açılan pencere olduğunu yeniden mi keşfetmek gerekiyor!
İlim irfan, yeniçağın bilişim ve erişimi, teknoloji ve bilimsel kâşifler dünyayı küresel bir yeni yaşama götürürken, her şeyi sözde din eksenli yaygınlaşmış tarikatlara, tekkelere, sözde din adamı edasıyla dolaşanlara teslim etmekte neyin nesi oluyor? Vakıflar adı altında oluşturulan ve aslında orada İslami emperyalistlerin türediği yardım kurumlarına terk etmenin yollarını, eğitimi yok sayarak ümmet toplumunun birer nüvesi haline getirilmiş toplum yapısı, özgür ve hür vatandaşlık hakkını yok sayarak yaratılan ümmet toplum bireyleriyle donattığı Ütopyacı anlayışını kadını olmak, bugünün acı ama gerçek tablosudur!
Diyeceksini ki aile içi şiddet ve Kadına şiddet toplumun her kademesinde var artık!
Haklısınız yerden göğe kadar ama bende derim ki; her gün bir din bezirganını dilinde kadının üçüncü sınıf yerini belirlenirken, her gün bir ulemanın dilinde ve ekranlarda kadın hakkında kin ve nefret söylemleri yayınlanırken, toplumun her kesiminde bulunan kötü niyetli erkek hegemonyası mantığıyla türeyen magandaların yaygınlaşmasından normal ne olabilir ki!
Toplumsal yapının çifte standardı olan erkek cinsel üstünlüğü, işin başında yobazlar tarafından ilk raunda galip getirilerek, kadını obje haline getirip, sonra da anne doğurganlığının övgüleriyle evdeki aile şiddetine mahkum etmenin sonuçlarını bu toplum bu gün  bu trajediyi iç acıtan yönüyle yaşıyor!
Kadının kendi haklarını dillendirmesi, kadının ruh haline göre kendini savunması, kadının ekonomik yoksulluk içinde erkeğe mahkûm hale getirilmesi, kadının okumasının günah olduğu hala tartışılır bir süreçte gündemde tutulması, kadının çoğunlukta aile içinde kayınvalide vasıtasıyla kin ve nefret söylemleriyle şiddeti oğlu vasıtasıyla uygulaması nasıl izah dilebilinir?  Birde buna medeni kanunda ki maddelerin, günümüz koşullarına göre erkeğe öncülük tanıması, tartışılması gereken bir hukuksal gerçeklilik ve   toplumsal cinsiyet ayrımcılığının kendisi değil midir!
Cumhuriyet 29 Ekimden beri “aklı hür, vicdanı hür, irfanı hür” bir toplum yapısını teminat altına alırken bu tarifte kadını ayrı bir yere mi koymuştu? Yoksa bu ilkeye dayanarak mı kadına seçme ve seçilme hakkını ta 1934’ de vermişti?  
Sormak istiyorum başta Cumhuriyetle var olan, adına devlet partisi dediğimiz CHP’de kadın neden hala eşit haklarda siyasetin içinde değildir? Üstelik siyasette her yükü kadınlarımızın çektiğini düşünürsek! Kadınlarımızın eğitimden uzaklaştırılmış bir toplum yapısında aile içerisine sıkıştırılmasının önünü, temel hak ve özgürlüklerinin sesini yükseltecekleri siyasetin içinde bulmaları en doğal hakları ve fırsatıdır. Neden yönetim kadrolarında, karar verme organlarında eşit sayıda kadrolar açarak fırsat eşitliği hala tanınmıyor?
Türkiye kadından bahsederken, toplumsal ve sosyal farklıkların mahkûm ettikleri sonuçlardan dolayı içimizin acıdığını değil, onların toplumu yöneten ve hak hukuk kuramlarına imza atan yetkinliklerinden ve başarılarından dolayı bahsedilmeleri bu sorunların önünü açacaktır.
Yaptırımlarla önüne geçmek istediğiniz hataların yolu yeni şeytanlıklarla açılacaktır bu unutulmamalıdır!
Türkiye 2023’e büyük demokrasi söylemleriyle giderken, dünyaya aile içi şiddet ve kadına şiddetin geldiği boyutu nasıl açıklayacaktır! Bir anlık hiddetin şiddete dönüştüğü yerin adı sözde dini söylemlerle, İslamiyet’in adaletini yok sayarak, kendi çıkarlarının diliyle konuşanların kendisi ve ülkede ki eğitim sisteminin dağıtılmasıdır!
 Bu nedenlerin sebep olduğu dağıttığı ailelerin çocuklarının dağılmış psikolojik yapılanmalarını gelecekte ülkemiz hangi mevzilere sığdıracaktır?
 


Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.