ZOR GÜNLERDEN GEÇİYORUZ

Tüm ekonomik teorilerin sorgulandığı dönemleri yaşamaktayız.  Dünyada 2008 den günümüze kadar likidite bollaşırken (para ve ikameleri) , bu süreç reel ekonomilere yansımadı. Hani halk arasında derler ya attığımız taş ürküttüğümüz kurbağaya değmedi.
Liberal anlayışta, parasal genişleme, en basit anlatımla ,hane halklarının talebini artırıp, artan talebi karşılamak için ekonomide yatırımların artması ve nihayetinde milli gelirin yükselmesi tezi üzerine kurulmuş stratejiler, artık günümüzde, ekonomik sorunların çözümünde yetersiz kalmaktadır.
Vahşi kapitalizm ve rekabet her alanda kızışmış, küçük işletmeler bu süreçte varlığını sürdürememiş her sektörde monopolcu rekabetin aktörü olan devler kalmıştır. Mahalle bakkalımız market zincirlerine yenilmiş, kasaplarımız birer birer kapanmış  sokak aralarında gömlek –şort-pantolon vs aldığımız konfeksiyonlar avmlerde kurumsal  markalara yem olmuş ve sonuçta küçük esnaf birer birer yok olmaya yüz tutmuştur.
Hal böyle olunca servetin toplumda dağılımı ,adaletsizce, bir grubun elinde kümelenmiş, halk deyimi ile zengin daha zengin, fakir daha fakirleşmiştir.
Bu sürece bir de pandemi eklenince şartlar daha da ağırlaşmıştır.
 Sermaye tabana yayılmadıkça bir grup ,zümre ya da mutlu azınlığın elinde olunca, toplumun sosyal yapısında, orta direkt diye bir zamanlar tanımlanan grup, yok olup, alt gruba eklenmiş zengin ile fakir arasında ki uçurum derinleşmiştir.
Toplumsal barış, huzur ve güven ortamının tesisi için, artık herkes eline taşın altına koymalı ,  bu uçurumun daha da artmasına engel olunan politikalar uygulanmalıdır.
Firmalar karlarından fedakarlık da bulunmalı – kamu, alt gelir grubunun hayat standardını yükseltecek maliye ve para politikalı uygulamalı – tüketiciler de mahalle esnafından üç kuruş fazla da olsa ihtiyaçlarını oralardan gidermelidir.
Şimdi aklı evveller diyecek ki ,firmalar karından fedakarlık yaparsa ,işsizlik arta,r üretim daralır. diye tez geliştirebilir.  Ama tam aksine bu süreç işsizliği azaltıp üretimi artıracaktır. Çünkü alt gelir grubunun seviyesinin yükselmesi toplam talebi artıracak bu da ülkedeki yatırım ve üretimi harekete geçirecektir.
Adalet – mülkiyet hürriyeti – yatırımcının kendini güvende hissetmesi  ve müteşebbüs ruhun hangi siyasi görüşe ait olduğuna bakmaksızın hepsinin desteklenmesi yarınlarımız için önemli hamleler olacaktır.
Tüketim bilincinin okul öncesi eğitimden başlayarak milli eğitim müfredatına ders olarak girmesi yarınların bilinçli tüketici nesillerinin oluşmasına katkı sağlayacağı açıktır.
Lafı çok fazla uzatmadan ekonomik tablo ve şartlar her geçen süreçte ağırlaşsa da çözümsüz değildir.
Yeter ki  çözmeyi isteyen iradeler olsun.