YEK ŞARKI

Kendimle hesaplaşmak için sığındığım bir dost mekanındayım. Derin bir nefes çekerken, giderek ağırlaşan karanlık içinde, çam kokusu iliklerime kadar hissedebilmek. Odaya çantamı bıraktım, masanın üzerine hazırladığım nevaleyi dizdim, getirdiğim mumlardan birini yakıp,havayı, sessizliği ve gökyüzünü teneffüs etmek için dışarı çıktım. Yangın tenekelerinin üzerine oturmuş titriyorum. Ateş yakmayı düşündüm, üşendim ve yalnızlığımın bozulmasını istemedim.  Gökyüzünün bu kadar kalabalık olduğunu daha önce görmemiştim. Ateş böcekleri dans ediyor sanki, yaprak kımıltıları, böcek sesleri  arasında kaybolmuşken düşüncelere, kapı aralığından bir sıçanın hazırladığım nevaleye göz diktiğini fark edip içeri girdim. Birkaç mum daha yakıp süpürge sapıyla masaya, duvara, yerdeki çöp kutusuna, alt raflara vurarak sıçanı korkutabildim. Soğan, patates, ceviz ve incirin konduğu küçük dolabın altından fırlayıp dolanırken, kapıdan dışarı atmayı başardım. Yeterince açlık ve efkarlık varsa biraz neşelenmek adına yalnızlığı, nevalem ve kadehlerimle paylaşmak için atıştırarak ve birazda demlenerek hazırlığımı yaptım. Midem rahatlamıştı ama soğuk iyiden işlemeye başladı içime. Hasta olma  korkusuyla üşengeçliği kenara bırakıp ocağı yakmaya karar verdim. Kim bakacak bana, işler, yetişmem gereken onca meşguliyet derken, evet korumalıyım kendimi. Odunları getirmek için dışarı çıktım. Zeytin odunlarından önce kalınları seçtim, iyice yansın az kullanılan dağ evini ısıtmak pek kolay olmaz. Telefonun ışığıyla damdan zorda olsa birkaç çıra buldum. Ocağın yanına sandalyeyi koyup ısınıncaya kadar bir kadeh tükettim. Düşüncelere dalmaya başlayınca , farklı olmanın ve görmenin yalnızlık adına en belirgin neden olduğunu düşündüm. Aslında nadirdir tek başıma çekilmem bir köşeye.
Yalnız kalmak için bile bir arkadaş olur, yada kalabalık bir mekanda yine yanımda en az bir kişi , kendi içimdekileri tartışırken, diğer yandan muhabbete eşlik ederek  anı geçiren ben, hatta lüzum görünen olayların içinde mücadele esnasında bile aslında kendi içimdeki duygu ve düşünlerle aynı anı hikayeleyen zihnimin, bu kadar derin içselliğe gidişi çok cesurca geldi bana. İrkildim, kaçmak istedim, fakat gecenin uyku saatine yaklaşmış ve dönüşte pek mümkün değilken, şikayet eden çocuklar gibi mızıldayıp, arkadaşımı geri çağırıp, rahatsız ederek kaçmak yerine, anın tadını çıkarmayı uygun gördüm. Yalnız kalmak bazen huzurlu olsa da, günümüz teknolojisi ve  şikayete gerek yok telefon sesi yada mesajları kaçınılmazı oluyor. Sordum kendime, sen bu kadar asılı kalacak ne yaşadın, neden akışın içinde dans edip anın nimetlerine uyum sağlamaktansa, dehşet bir kararlılığa hapsettin kendini? Biliyorum, dans edeceğim diye savrulduklarımda, kendimle olan düşüne ettiğim ihanetler, beklentiler ve aç gözlülükle savrulmuş zamanın ızdırabına, içimde büyük bir coşkuyla bağlanmış hikayenin desteğini yakalamışken ,değişmenin zamanıdır be Aziz’im! Zaman insanı değiştirir. Zaman dediğim, yaşadıklarımız ve bu yaşanmışlığa ortak olanlar. Artık aidiyet ve zorlama olmaksızın istenene cevap sözüyle hazırlanmış ucu açık davetlerden geçmekten irkiltiyor!  Biraz kafam güzelleşti ve aldım telefonu elime. Bu gün hiç sesin soluğun çıkmadı diye başlayan mesajlaşmaların ardı, buz gibi suyun altında, arzunun ateşine ısmarlanmış daveti düşünemeyecek kadar dalgın zihni nasıl tezahür edebiliriz? Akıl sadece bir yere ait olunca, geri kalanın ne içeriği kalıyor ne vaadi, ne açlığı!  Gençliğin baharına, çiçeklerinden polenler kırpıştırarak bakan gözün varlığını hissedemeyen zihnin içinde bulunduğu derya nedir, anlayabilecek olan varsa? Doğayı,  canlılığı, gökyüzünü tatmak adına çıkılan gezintilerde ruhunu canlılığa hapseden birinin, o hissedişten yalıtarak kendini anılarıyla birleştirdiği nefesinde kalması nedir insanın? Sıkça adresler, yemekler, davetler, eğlenceler içinde savururken kendini, damakta hiçbir net ifade olmaması, suretler içinden kendi içinde kaybolmuş ifadelerden roller keserek adımlamak anı, nedir bu duygu? Yıldızı en alasından 3 günlük davete icabet varken, mıhlanmak yerine, kemiklerin ağrıdan etine batmaya başladığında, ilgi ve şefkate yenik düşmek varken, dik durmak ve yaşadığın içselliğe sahip çıkıp , hediye edilmiş kremi sürerek, ağrıları avutup dalmak uykuya. İrade kendi değildir, irade tutarlılıktır aslında. Bunca kavga , direnç nedir diye sorulursa; ,,, değişmek, gelişmek, öğrenmek, arınmak, temiz kalmak,  hepsi bu! Zor ama,,, neyse  gerçekten zor, diye düşünürken, uyku ve alkolün tesiriyle ateşin dibinde, üşüdüğüm bir yalnızlık içinde, belki gelir dediğim ve örter üstümü dediğim hayalle uyuya kaldım. Titremekten ve öksürüğe geçmiş yalnızlık içinde sefil halde uyanınca, çıktım yatağa ve sabahı bekledim, gözlerinin rüyaları içinde.
Dünya hastalanmamak için karantina altında, bense kirlenmemek için. Tüm olumsuzluklara, baskılara, haksızlıklara rağmen, içimdeki şarkıyı kirletmemek gurur verici.