Yağışlar ve belirsizlik arttı. İklim Riskleri azalmadı

2025 yılında Karadeniz hariç  ülkenin büyük bölümünde yaşanan şiddetli ve çok şiddetli kuraklık su yönetimimizin kuraklık riskini yönetmeye hazır olmadığını ortaya koydu. Daha sonra yeni su yılının başında sonbahar yağışları da istenilen seviyede düşmedi. Ankara ve İzmir başta olmak üzere  bazı illerimizde  içme suyu arzında krizin oluşmaması için barajların ölü hacimindeki sular çekilerek kentlere verilmeye başlanmıştı. Göletlerde tarımsal sulama için yeterli su birikmemişti.  Ancak  ocak ayının sonunda ve özellikle şubat ayında gelen ve aşırı, şiddetli ve bazı bölgelerde hâlâ süren yağışlar barajlarda ve göletlerdeki su miktarlarını artırdı. Bu da tamamen boşalmış olan bazı barajlara can suyu oldu. Ancak Doğu ve Güneydoğu Anadolu hariç diğer bölgelerimizde yağışlar genellikle kar olarak değil, yağmur olarak düştü. Bunun yanı sıra fırtına ve hortum gibi olağanüstü meteorolojik olaylar da birlikte yaşandı. Bu durum özellikle İzmir, Antalya gibi bazı sahil kentlerimizde can kaybına neden olan kent selleri oluşturdu. Bu kez iklim değişikliğinin aşırı yağış etkisine karşı kentlerimizin dirençsiz olduğu ortaya çıktı.

Kuraklık  değil ama kent selleri yine can aldı

2025 yılında yaşanan kuraklık sinsi bir afet olarak ülkemizi tehdit ederken gıda enflasyonu dahil birçok olumsuz etkisi olmuş ancak doğrudan bir can kaybına neden olmamıştı. Ancak daha önce de görüldüğü gibi bu kez de yaşanan kent selleri maalesef bir vatandaşımızın hayatını yitirmesine neden oldu. Bu da iklim değişikliği etkilerine, kuraklığın yanı sıra kent selleri ve taşkınlar için de hazırlıklı olunması gereğini ortaya koyuyor. TBMM’deki taşkın yasası sıkı bir denetim ve uygulanabilir çözümler getirmelidir.

Kuraklık geçti sorun bitti mi?

Bazı bölgelere kar olarak düşen yağışlar toprak nemini ve  yeraltısuyunun beslenmesini de artırdı.   Bu, sadece kısa vadeli meteorolojik ölçümlere dayanan bir iyileşmedir; tek başına tüm kuraklığın sona erdiği anlamına gelmez. Baraj doluluk oranları artıyor, ama seviyeler tüm bölgelerde normal işletme seviyelerine ulaşmış değil.. Bu konudaki iyileşmeyi ilkbahar yağışları gösterecek

Son yağışların etkisini değerlendirirken , bu yağışların kısa vadeli meteorolojik kuraklığı birçok yerde azalttığını söyleyebiliriz. Ancak hidrolojik kuraklık  tamamen sona ermiş değil  ve tarımsal – uzun dönemli bölgesel kuraklık riski de sürüyor.

Bu nedenle “kuraklık sona erdi” demek için bahar yağışları ile birlikte  tüm su göstergelerinde sürdürülebilir bir toparlanma görmemiz gerekir.

İklim değişikliğine direnç  bütünleşik havza yönetimi ile kazanılır

Kısa dönemde yağışların artması, kuraklık tehdidini geçici olarak azaltabilir , fakat su kaynaklarımızın toplam dengesi hâlâ iklim değişikliği baskısı altında. Bu durum artarak sürecektir.

İklim değişikliğinin etkisi sadece kuraklık değildir. Taşkınlar ve seller de bu yıl olduğu gibi ürünleri su altında bırakarak bazı bölgelerde  geçen yılki kuraklıktan daha çok zarar verebiliyor. Ülkemizde aşırı meteorolojik olaylarda çok hızlı bir artış var. Bu durum iklim değişikliği etkilerine tüm alanlarda hazırlık yapmamız gerektiğini gösteriyor.  İklim değişikliği belirsizliği artırıyor. Bu nedenle  dönemsel yağışlar su yönetimini rehavete sürüklememeli. Yasal ve kurumsal hazırlıkları tamamlayıp bütünleşik havza yönetimine bir an önce geçmeliyiz. Ülkemizin iklim değişikliği direncini artırmak için yeni bir sistem kurmalıyız. Yaşanılan olayların  sonuçları üzerinden yapılan içi boş  değerlendirmelerle zaman kaybetmemeliyiz.

2025 yılında  Karadeniz hariç  ülkenin büyük bölümünde yaşanan şiddetli ve çok şiddetli kuraklık su yönetimimizin kuraklık riskini yönetmeye hazır olmadığını ortaya koydu. Daha sonra yeni su yılının başında sonbahar yağışları da istenilen seviyede düşmedi. Ankara ve İzmir başta olmak üzere  bazı illerimizde  içme suyu arzında krizin oluşmaması için barajların ölü hacimindeki sular çekilerek kentlere verilmeye başlanmıştı. Göletlerde tarımsal sulama için yeterli su birikmemişti.  Ancak  ocak ayının sonunda ve özellikle şubat ayında gelen ve aşırı, şiddetli ve bazı bölgelerde hâlâ süren yağışlar barajlarda ve göletlerdeki su miktarlarını artırdı. Bu da tamamen boşalmış olan bazı barajlara can suyu oldu. Ancak Doğu ve Güneydoğu Anadolu hariç diğer bölgelerimizde yağışlar genellikle kar olarak değil, yağmur olarak düştü. Bunun yanı sıra fırtına ve hortum gibi olağanüstü meteorolojik olaylar da birlikte yaşandı. Bu durum özellikle İzmir ,Antalya gibi bazı sahil kentlerimizde can kaybına neden olan kent selleri oluşturdu. Bu kez iklim değişikliğinin aşırı yağış etkisine karşı kentlerimizin dirençsiz olduğu ortaya çıktı.

Kuraklık  değil ama kent selleri yine can aldı

2025 yılında yaşanan kuraklık sinsi bir afet olarak ülkemizi tehdit ederken gıda enflasyonu dahil birçok olumsuz etkisi olmuş ancak doğrudan bir can kaybına neden olmamıştı. Ancak daha önce de görüldüğü gibi bu kez de yaşanan kent selleri maalesef bir vatandaşımızın hayatını yitirmesine neden oldu. Bu da iklim değişikliği etkilerine, kuraklığın yanı sıra kent selleri ve taşkınlar için de hazırlıklı olunması gereğini ortaya koyuyor. TBMM’deki taşkın yasası sıkı bir denetim ve uygulanabilir çözümler getirmelidir.

Kuraklık geçti sorun bitti mi?

Bazı bölgelere kar olarak düşen yağışlar toprak nemini ve  yeraltısuyunun beslenmesini de artırdı.   Bu, sadece kısa vadeli meteorolojik ölçümlere dayanan bir iyileşmedir; tek başına tüm kuraklığın sona erdiği anlamına gelmez. Baraj doluluk oranları artıyor, ama seviyeler tüm bölgelerde normal işletme seviyelerine ulaşmış değil.. Bu konudaki iyileşmeyi ilkbahar yağışları gösterecek.

Son yağışların etkisini değerlendirirken , bu yağışların kısa vadeli meteorolojik kuraklığı birçok yerde azalttığını söyleyebiliriz. Ancak hidrolojik kuraklık  tamamen sona ermiş değil  ve tarımsal – uzun dönemli bölgesel kuraklık riski de sürüyor.

Bu nedenle “kuraklık sona erdi” demek için bahar yağışları ile birlikte  tüm su göstergelerinde sürdürülebilir bir toparlanma görmemiz gerekir.

İklim değişikliğine direnç  bütünleşik havza yönetimi ile kazanılır

Kısa dönemde yağışların artması, kuraklık tehdidini geçici olarak azaltabilir , fakat su kaynaklarımızın toplam dengesi hâlâ iklim değişikliği baskısı altında. Bu durum artarak sürecektir.

İklim değişikliğinin etkisi sadece kuraklık değildir .Taşkınlar ve seller de bu yıl olduğu gibi ürünleri su altında bırakarak bazı bölgelerde  geçen yılki kuraklıktan daha çok zarar verebiliyor. Ülkemizde aşırı meteorolojik olaylarda çok hızlı bir artış var. Bu durum iklim değişikliği etkilerine tüm alanlarda hazırlık yapmamız gerektiğini gösteriyor.   İklim değişikliği belirsizliği artırıyor. Bu nedenle  dönemsel yağışlar su yönetimini rehavete sürüklememeli. Yasal ve kurumsal hazırlıkları tamamlayıp bütünleşik havza yönetimine bir an önce geçmeliyiz. Ülkemizin iklim değişikliği direncini artırmak için yeni bir sistem kurmalıyız. Yaşanılan olayların  sonuçları üzerinden yapılan içi boş  değerlendirmelerle zaman kaybetmemeliyiz.

YORUM EKLE