Tarikat deyince aklımda kalanlar;
Dış güçlerle ortaklık yaparak, ülkenin geleceğine, güvenliğine, huzuruna zarar vermek,
İnsanların inançlarını ticari unsur haline getirerek zenginleşmek,
Afedersiniz, bademleme gibi iğrenç bir cümleyi halka öğretecek sapkınlıklar içerisinde olmak, çoluk çocuk demeden, insanların inançlarından yola çıkarak, kandırarak, iradelerini kontrol dışı bırakarak, kendi arzularına cevap verdirtmek adına baskı oluşturmak,
Ticari faaliyetlerde bulunurken, yurt içi ve yurt dışı büyük para kaynaklarını elde edecek kadar zenginleşmek,
Çocuklarımızın geleceği olan sınavlara, askeri terfi sınavlarına vb. sınavlara hile karıştırarak örgütlenmek,
Ülkenin demokrasisine, yönetim şekline müdahale etmek ve düşmanlık beslemek
Ülkeye ait kamu kurum ve kuruluşlar içerisinde örgütlenmek, adam kayırmak, menfaat ilişkileri geliştirmek, ihaleler almak,
Dernekler ve vakıflar altında organize olarak güçlenmek, ülke bağımsızlığı ve ülke menfaatlerinin önüne geçecek arzu ve istekler içerisinde bulunmak,
Ülkenin laik ve demokratik yapısına düşmanlık beslemek,
gibi sayabileceğimiz bir çok yanlış eylemin, cemaatlerce gerçekleştirildiğini apaçık bilmemize rağmen, neden siyasetin üst makamları bu konularda gerekli adımları atıp, ülkenin birliği, güvenliği, geleceğini güvenceye almak adına harekete geçmez, anlayabilmiş değilim?
“Efendiler, biz tekke ve zaviyeleri din düşmanı olduğumuz için değil; bilakis bu tip yapılar, din ve devlet düşmanı olduğu, Selçuklu ve Osmanlı’yı bu yüzden batırdığı için yasakladık. Çok değil, yüz yıla kalmadan eğer bu sözlerime dikkat etmezseniz göreceksiniz ki; bazı kişiler, bazı cemaatlerle bir araya gelerek bizlerin din düşmanı olduğunu öne sürecek, sizlerin oyunu alarak başa geçecek ama sıra devleti bölüşmeye geldiğinde birbirine düşeceklerdir.” MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
COVİD- 19; tüm dünya büyük bir kaosu yaşıyor sanki, sokak eylemleri, yasaklar, ölen insanlar, sınırlanan yaşamlar, korku ile yaşayan insanlar, komplo teorileri, sağlık sektörü, ekonomik koşullar ve yönünü şaşırmış bireysel hayatlarımız. Belirsizlik korkunun en büyük besleyicisidir, sistemler ve ülkeler insanlara, önünü görebilecekleri ve toplu olarak herkesin ortak çıkarında buluşturabilecekleri haritayı sunmak zorundadır. Sınırlanan, belirsizlik içinde akan zamanın, yaşam koşullarımız üzerinde oluşturduğu tahribat maddi ve manevi anlamda büyük baskı oluşturacak seviyeye gelmiştir. Acılar zamanının insanları olduğumuza inanıyoruz her geçen gün. İnsanlık adına menfi eylemleri kurgulayanların, çıkar odaklarına galip geleceği bir dönemi yaşamayı istemek hepimizin en doğal hakkı. Ülkemiz ve geleceğimiz olan çocuklarımız için çalışmak, anlamak, öğrenmek , en güvenlive kazançlı yolu bulmak adına irade koymak zorundayız. Ülkeleri yönetenlerde birey sonuçta, zor koşullarda bilinçli, güçlü ve birlik içinde hareket edebilecek vatandaşlardan beslenerek yollarına devam edebilirler. Bu sinerjiyi yaratmak adına öncelikle psikolojik ve fiziksel olarak sağlıklı kalmak, güçlü bir şekilde zor zamanları, birlik ve beraberliğimizi güvende tutacak düşünce ile ortaya koymak zorundayız. Kurtuluş savaşı hikayeleri çok daha ağır şartlarda irade koymuş bireylerin hikayeleri ile bize rehberlik edecektir. Her türlü zorluklara rağmen, günlük hayatın içerisinde üretim aktivitelerimizi, eğitim aktivitelerimizi kısıtlamadan, hatta arttırarak devam ettirmek zorunda olduğumuzu düşünmekteyim. İktisadi faaliyetlerden ve geleceğimizin teminatı çocuklarımızın gelişiminden feragat edemeyiz.