"Sadaka vermekten alınan zevk, kibirli, küstah, ahlaksızca bir zevktir; zenginin zenginliğinden, gücünden, kendi önem ve değerini yoksulun önem ve değeriyle karşılaştırmasından aldığı zevktir. Sadaka, vereni de alanı da soysuzlaştırır; üstelik hiçbir amaca da hizmet etmez; yalnızca yoksulluğu artırır." (Dostoyevski)
Sömürü düzeninin şımarık züppeleri bayılırlar sadaka vermeye. Akıllarınca kanserin aşısını bulmuş gibi böbürlenerek bir de objektiflere poz verirler. Oysa ki bu çarpık düzenin bizzat mimarlarıdırlar. İşçinin tek sermayesi olan emeğini sömürdükten sonra sahip olduğu paranın milyonda biriyle, muhtaç olan vatandaşın birisini güya müşkül durumundan kurtarmıştır. Boyalı basın göklere çıkarır bu kodamanları. Çaresiz ve yoksul kitleler derdine çare bulunan vatandaşla özdeşlik kurar ve duygusallık tavan yapar. "Allah razı olsun, böyle adamlar başımızdan eksik olmasın, falanca kişinin imdadına falanca kişi yetişti" gibi iyi niyetli ama faydasız sözler söylenir bir süre.
Hiç bir şey değişmez, kan emici emek hırsızları daha bir önemli olmuştur. Parlamış ve cilalanmışlardır yoksul halk nezdinde .Oysa ki Anadolu'da bir söz vardır: sağ elin verdiğini sol el bilmesin. İyi niyetli çabalar gizli olmalıdır.
Yazının başında dahi yazar Dostoyevski bu rezilliği en dolaysız ve onurluca ifade etmiştir. Sadaka varsa sömürü vardır, hırsızlık, arsızlık vardır.
Yoksulluk bireysel değil toplumsal bir sorundur; çözümü de sadaka değil adil paylaşımdır.