MUTLU YARINLARA UMARIM!

Yahu,,,, senin saçındaki tokayı unuttuğun Aylin’in gece horlayan kocasının, antika dükkanındaki güneş saatli yüzüğünün ucundaki iğnesini yanlışlıkla eline batıran meraklı Arzu hanımın, Sagalassos deyip deyip ortalıkta caka satan dilinin değdiği bembeyaz dişlerin, dişlerin parlaklığından trafikte gözünü alamayıp önündeki at arabasına giydiren Fikret abinin, at arabasının önünde korkudan işemeye başlayan atının yelelerinden tutup, gece çaldığım çiçekleri yükleyip kapına bırakayım emi. Yahu niçin bu kadar yüklenirsin, 2 cümle eksik kahkaha, 3 yudum erken bırakılmış rakı kadehine bunca sitem buyuracağına, esnaf hali, kira, fatura ve vergi kalemleriyle pandemi sürecini sağ salim geçirmeye çalışan kalbime özen göstermeksizin, oklarını fırlatadur sen. Biz arastada bir araya toplanmış esnaflar,  geçen insanları bu senin bu benim diye ayırıp,  oyun oynarken kendimizce, geçen araçları bile görmez olmuş gözlerimize,  acının feryadında kanı içimizde biriktirerek, en küçük esintide bir ah karıştırıp ana, derin nefes alıp çayın o aldatıcı tadına küçük bir kahkaha teslim edip, hüznümüzü yalandan saklarken günler ve ayları yitirdik.  Akşamı zor edip, ümitleri bir sonraki yarınlara bırakırken, tv reklamlarımızda satmayı umduğumuz ürünleri de bulunduracağına dair tanıtımlar yapan, artık mahalle bakkalı kadar yaygın ve arsız kapitalistlerin rüyalarımızı kaçırıp, uykusuz gecelere hapsettiği anları, küçük ve masum sevgi sözcükleriyle süslemek varken, hırçın istekler ve arzularınıza meta haline getirdiğiniz bedenimizin duygusuzluğun kıskacında ezikler ve çürümeye yüz tutan yarıkları var desem, ne kadar alınıp ta sevgi merheminden bahşedersiniz? Çıplak kalmış yanlarımız titrerken en sıcak sarılmalardan battaniyeler olmayı yüreğimize, sevgiyle üflediğiniz nefesinizden acıları dindirdiğiniz anlara ne zaman geçeceğiz?  Esnaf en çok bir gece lambasının önünü aydınlatabildiği kadarını görebilmekte , yarına dair endişe ve korku ile günleri anahtarla açıp kapadığı demir kapının içinde gizlemekte. Yüreği ölgün, hevesi sönük, düşleri siyah beyaz artık.  Tv ekranlarına kilitlediğiniz zihniniz size yine zincir mağazaları emrediyor, ucuz üç beş ürünün peşinde koşarken aldığınız fazlalıklarla kazıklanmanızı seyrederken bizler, aynı anda üzüntü içinde emeğimizin çalınmasına veryansın ederken, sessizce beklemek ve yine de zor zahmet bükerek dudaklarımızı sokaktan geçerken gülümsemeyle selamımızı da vermek zorundayız. Yine akşam oluyor sanırım, tüp bitmiş ve sanırım param çıkışmayacak,  sağlık olsun yarını var derken, çiçeklerin suyunu unuttuğumu fark edip tulumbanın başına geçiyorum. Sağ olsunlar sularını veriyorum, onlarda bana her sabah yeni çiçekler ve yeşermiş dallarıyla selam veriyorlar.
Siyasilerin şov yapmak için gereksiz harcadığı paraya, tuvalete araba aile giderken yolda çarptığı kediyi umursamayan godomana, akşam eve geldiğinde çocuklarıyla muhabbet etmek yerine tv yada içki sofrasına geçen çiftlerin ödevini yaptın mı sorusuyla sorumluluğunu yerine getirdiğini zanneden zihnine, kahvede oturup dedikodu yaparken harcadığı vakit içerisinde saydırdığı küfürlere, kadınlar günü yapıp, aldığınız mobilya, dekorasyon malzemeleri, beyaz eşyalardan ve otomobillerden bahsederken, memleket ve çocuklarınızın geleceği adına sözcükler , düşünceler üretmekten imtina eden zihniyetinize kadar sevgiler ve saygılar dizmek istiyorum. Sağlıcakla kalın!
Yazmaya emek verdiğim oyundan küçük bir tirat: Ölüm anı ile ilgili tasavvur içinde olmak, oldukça durağan, soğuk, hatta hissiz olabilir mi? Ölmüş gibi mesela, ayağın altından akan yer, sonsuz hızla dönmeye başladığında, anı ve sonrasını yitirdiğinde, tüm oluşun içinde asılı boşluk kapladığında bedeni, ruh kaybolur mu?  Yoksa debelenmek mi,,,! Zorlamak, kavgalaşmak bir çeşit çürüme değil mi? Ruhun kokmaya başladığında, bedenin en haz olanın içerisinde bile sağlıklı kalabilir mi? Sanmayın, her hangi düşüne kural bağlamak, zorlayıcı ve yıpratıcı nedenler uydurmak derdinde değilim.  Yoksa bende size kendime dair isteklere gitmeniz adına günahlar mı emretmeliydim? İç çekişmelerimden merdivenler dizip, basamakları kurallarla besleyip, size ait kayıplardan çalıntılarla yol mu almalıydım, ilahi bir gök bulmak adına!? Arzuluyorum hala, o diye bir işaret belirtmeksizin, sadece isteğin varlığına odaklanmak, dahil edecek nesne yada varlıktan bağımsız kalarak arzuyu ateşli bir köz tanesi gibi göğsümün tam ortasında büyütmek. Şarkım net bir ifade uyandırmıyor zihninizde biliyorum, büyük bir küpün içinde sarsılmış, çalkalanmış hissediyorsunuz kendinizi. İçi dolu şarap değil zihinde kayboluşun nedeni, beyne giden damarların oksijen fazlalığı alışılmadık olan. Aptallığa miras yaşantılardan, güvenli süzgeçler yerleştirilmiş boşluk boynunuzun üstündeki yankı.