Yaprakların damarlarını görebiliyorum oturduğum yerden, yolun tozundan kirlenmiş, yaralanmış, kimi kırık ve kurumuş, apartman boyunda sallanıyorlar. Gelen ve geçen herkesle aynı anın içinde iletişim halinde, kaldırımda eteği uçuşan kadınla aynı anda uçuşuyor, selam veren Cevdet amca, motora olağanüstü çoklukta simit doldurup, bekleyen müşterilere yetiştirmek için sabahın erken saatlerinden beri çalışan Erdal usta, her sabah tam sekizde evden çıkıp görevinin başına giden muhtarım, Bozdoğan tarafından gelen ve Bozdoğan tarafına giden araçların iş telaşı, sabah kaldırımları süpüren işçiler, kahvaltı için ekmek bekleyenlere yetişmek için erkenden gelip bakkalı açan Mesut abi, telaşla koşturup hazırlığa başlayan baykuşumuz Yahya,sokaktaki tüm köpeklerle arkadaşlık edebilecek kadar sevgi dolu veterinerin yavrularıyla işe yetişmeleri, erken saatte kuyruğa dizilmeye başlayan banka müşterileri, uyanayım azıcık demek için sabah çayını yudumlamaya gittiğim penci Ümit, karşıdan el sallayıp günaydın diyen ziraatçi Sefa, her sabah iki simit kapıp telaşla işe koşturan Vehbi abi, izinsiz dükkana girip çıkan hınzır kediler, uyanınca balkondan şehri selamlamak için çayını içenler, sigarasını tüttürenler, tüm bu an içerisinde rüzgarın varlığı sayesinde hareketlenip yaşamımıza habersizce nasıl anlam kattıklarını anlatamayacağımız kadar önemli bitkiler, ağaçlar, sokak çiçekleri, otlar ve içerisinde sakladıkları onca yaşam. Çoğu dökülen tohumlardan, hoyratça yenen meyvelerin ortalığa atılmış çekirdeklerinden çıkma canlılık sayesinde yaşadığımızı neden hatırlamadan geçeriz, kolayca çiçeğini koparır, dalını kırarız, meyve vermiyor yada manzaramızı kapatıyor diye kökünden kuruturuz. Aylardır pandemi korkusundan evlere kapandık, bir birimizi uyararak, mesafe içerisinde kendimizden korkmaya başladığımız bu histerikli durum, bencilliğimizin ürünü olmasın sakın. Doğaya olan bağlılığımızı yitirdikçe sallanmaya devam edeceğiz, kavak ağacının her sabah bana bakıp, benimle o anları paylaşırken seslendikleri gibi, tüketiyorsunuz Aziz, ne varsa her şeyi, hırsla ve doymak bilmeksizin tüketiyorsunuz. Köklerimize giden su eskisi kadar temiz değil, diktiğiniz binaların içerisinden boynumuzu yukarı doğru uzatıp gök yüzünü seyretmek artık bizim için daha zor, araçlarınızdan, binalarınızdan kopan zerrecikler kabuklarımıza, yapraklarımıza yapışıyor ve solunumumuz güçleşiyor. Fark edebiliyorsun değil mi, kendinizle beraber bizi de, tüm canlılığı ve dünyayı dayıpratıyorsunuz!? Dallarımızdan atlayarak geçen sincap kalmadı, kuşlar dallarımıza yuva yapmaktan korkar oldu, binaların ulaşılamayan yerlerinde yuva kurmaktan çok, saklanacak yer arar oldular. Esen rüzgarda, kağıt, plastik parçacıkları, poşetler uçuşur oldu, gezinen kurbağalar, hırsız fareler yok artık, kediler bile yabancı sizin içinizde. Ya trafikte eziliyorlar, ya bir insanın kötülüğünden korkup kaçıyorlar ve hatta en son ne zaman tosbağagördünüz sokağınızda. Biz özledik, yeni doğan filizlere anlatamıyoruz geçmişi, siz çocuklarınıza tüm bu güzellikleri yaşatmadan büyütmeyi nasıl sindiriyorsunuz anlamıyorum?Yapraklarımızı yeşile boyayın, dallarımız daha kahverengi, daha canlı olsun, arada sıpa bağlayın yamacımıza, koyun, teke sürüleri geçsin, hatta yaramaz tekelerin yapraklarımıza musallat olmasına bile razıyız, özledik, anlıyormusun sayın insan soyu, özledik geçmişi?
Kısa notlar;
Çocuklar anne babalardan daha çok, tv reklamlarını, dizi oyuncularını, telefon ve internet programlarını, tanıyorlar. İsmini yazmak istemediğim markalar ve ünlüler çocukların anneleri ve babaları artık, hayatı daha çok onlardan öğreniyorlar. Heyecanla beklediğiniz dizilerdeki karakterler ilişkilerinde bir birlerini aldatırken, şiddete başvururken aklınıza şu soruyu getiriniz! Anne ve baba olarak dizilere olan bu ilgimizin ardından, çocuklara sadakat ve şiddetin yanlışlığı ile ilgili telkinde bulunmamız durumunda, çocuklarınızın size olan güveni ne derecede olacaktır?
Muharrem İnce ve çalışmalarıyla ilgili aklımda deli sorular! Tv’lerin ve İktidarın tutumu aklımı kurcalıyor?
Yunanistan’ın Akdeniz, Ege Adaları ve Kıbrıs tutumu uzun zamandır canımı sıkıyor, Türkiye’nin tüm alanlara sahip olacak iradeyi göstereceği günü iple çekiyorum.
Tüm dünyadaki sağlık sistemiyle ilgili aklımı kurcalayan nokta; tedavi etmesi için verilen ilaçların başka sağlık problemleri çıkarma zorunluluğumu var? Yan etkisi olmayan ilaç ve tedavi şekilleri oluşturulur diye umut etmek istiyorum. Kalp hapının, beyin kanamasına yol açtığı, felç tedavisinin kalbe zarar verdiği, solunum yolu rahatsızlıklarında kullanılan ağır antibiyotiklerin vücudun direncini düşürdüğü bir sistemi kabul edemem ! İçimdeki ses, sağlık sistemi bağımlı hale gelen kronik hastalar istiyor demekte!