İNSAN HAKİKATE NEDEN DÜŞMAN OLUR!

Yakamoz sadece bir noktadan eksiksiz görülebilir. Çünkü aşkın kayboluşunda  tek bir ruha isabet etmiştir. Yanında bir figüran, zannınca değerin kendisidir. Şairi de, oyuncusu da, semadan, suya uzanan ışığında acıyla  büyütürken sevdasını, sevdalı küçülmektedir aslında.  Evet, karanlığın içinde yakamoz tek bir kişinin sinesindedir, ısıtır rüzgarlı soğuğunda içini. Soğuktan değil aşktan titrersin, elleri belki avcundadır sevdanın, ama gitme vakti gelmiştir. Aşk o kadar büyümüştür ki, kovmuştur sevileni. Büyük sevdaları taşıyacak beden bulmak zordur, büyük sevdalanmak kolay. Sana son bir yalvarışla baktım, rüzgarlı denizinde sallanan o küçük teknenin, artık kıyıya vurduğuna  şahitken, attın kendini kayalara. Giderken acıttı ayaklarını taşlar, sivriydi, ama biliyorum sığındığın yerde korkunun izlerini taşıyorsun hala, becerebilir miydim diyorsun. Rahat bırak kendini, yapamayacağını biliyordum, denge olsaydı bu kadar sevda olmazdı? Ağlama artık, umursamazlığına, kolaycılığına, damlalarım oldu, ağlama ne olur, biraz dinleneyim.
Derin yarıklar, bitmeyen sancılar ve tükenmişlik içerisinde cevaplar aramaya başlamaktır hakikate özlem. Ne içinlerden yığınlar kamçılar ruhunu, hırçın, ezik ve acı içerisinde debelenirsin, el ararsın çıkmaya, sebep ararsın yaşama, anlamak istersin. Çünkü yaşamaktır iç güdümüz, var olmak ve umutlanmak olmak adına yeni sancılara gebe kalmak. Hepimizin sorgulamaya itildiğimiz yarıkları vardır ve bitmez ebediyete kadar, kulaç atarız bilinmeyene sahip olmak için. Bilinmeyen hakikat, evrenin içinde mutlak var olandır aslında, fakat insana dair düşünde tam karşılığı tanımlanamayan. İhtiyaç, beğeni, tutum benzerliği, tesadüf, acı ve hezeyan durumları perçinlenen ve üzerine çekildiğimiz yakamozdur hakikat.
Sözlükte “gerçek, net doğruya işaret etmek, yaşanılmış anın kendisi” gibi ifadelerin öznesi olan ḥaḳḳkökünden türetilmiştir. Araplarda “hakikati himaye etme” tabiri  yaygın kullanım içindedir ve daha çok ırz, namus, vefa, dostluk, bayrak, sancak gibi değerler adına kullanılır. Fakat dilimizdeki anlamını felsefi açıdan ifade etmeye çalışırsam, saf oluş anının kendisidir hakikat, insanca eksiksiz tanımı mümkün olmayan. Hakikat tanımlanabilir mi? Hakikati insani düşün ile eksiksiz aktarabilme kabiliyetimiz, sonsuz düşünce kriterinde mümkün müdür? Kendiliğinden ilerleyen anın kendisidir hakikat, insanca  biçimlenmesi, tanımlanması, ölçümü ve insani müdahale içerisindeki tüm eylemlerle insana ait olma çabası, sadece yanılsamadır.
Akla hayale sığmayacak bağlantıların, birinci ağızdan talimatıyla yerleştirilmiş şahısların varlığıyla süregelen siyaset dünyasından mı bahsetmeli?Vaatleri arasında büyük kusurların hesabını sormak adına görev  alanların, daha en başından birlikte hareket etmelerinden mi dert yanmalı? Mevkiinin nimetlerine içgüdülerini esir edecek kadar kapılanlarımı anlatmalı, liyakat ehlini beklentilerine meze etmek adına kurulan tezgahlara mı değinmeli? Çıplaklığıyla kirlenmişlik saçılırken alanlara, yalandan sözcükleri menfi isteklerine paha eden kalabalıklardan mı dem vurmalı? Topyekün kirlenmişlik mevcudiyeti, en ücra sokaklarından kent meydanlarına kadar yığınları hakikatin körlüğüne ittiği bir süreci yaşıyoruz. Yitirilen maneviyatlar, unutulmuş değerler, insana dair insanca eylemler tekrar ülkenin tüm alanlarında kucaklaşmaya selam durmalı. Siyasetin en tepesinden, bireyin en mahrem anına kadar zihin ve eylemlerin ahlaki ve adalet terazisine tekrar yerleştirilmesi adına mutabakat imzalanmalı!?Değişim memleketimin göğünde  filizlenmeli,  akla sahip, adalete sarılmış, halktan yana, yeni  baştan biçimlenmeli . Kucaklaşma ve barışma zamanı!