COĞRAFYA KADERDİR

Politik coğrafyanın konusuna giren bu söz 650 yıl önce yaşamış  büyük düşünür, tarihçi,sosyolog, iktisatçı İbn-i Haldun( 1322-1406)’a aittir.
     Coğrafi koşullar toplum yaşamının hemen her noktasına nüfuz eder.Hangi iklim kuşağı, hangi akarsular, nehirler ve dağlar, hangi doğal kaynaklar, hangi deniz gibi bir çok etken toplum yaşamının imkanlarını ve katmanlarını belirler.
     Günümüz toplumlarında denize yakın olanların daha modern, iç bölgelerde yaşayanların daha muhafazakar olduğu tesadüf müdür?Bunun mantıklı açıklaması deniz olan  bölgelerin başka kültürlerle etkileşimi, karasal ve iç bölgelerin daha kapalı,muhafazakarlığı besleyen unsurların varlığının belirginliğidir.
    Yaşadığımız Ege coğrafyası sayısız uygarlık,imparatorluk ve kültürlerin tam merkezinde asırlardır kesişme noktası olmuş ve olacaktır.Bu mantıkla baktığımızda Türkiye’nin diğer bölgelerinden niçin farklı bir yaşam benimsediği, modernizmi niçin talep ettiği,muhafazakarlıktan niçin uzak kaldığı anlaşılır bir durumdur.
    Coğrafya kaderdir, çünkü verimli topraklar,çeşidi bol meyveler,diğer yaşam alanlarına ve ecnebi yaşamlara yakınlık bu  toprakları elbette farklı kılar.Toplumların ekonomi politiği coğrafyanın birebir etkisindedir.
    Deniz bambaşkadır;berekettir,umuttur,cesarettir.En uzak diyarları en yakın eder.Sihirli bir yanı vardır.Yanında bulunanı aşık eder kendine.Mavi umut ve güven demektir,yaşam demektir.
    “Bulut mu olsam,
     Gemi mi yoksa?
     Yosun mu olsam?
     Balık mı yoksa?
     Ne o, ne o, ne o, ne o,
     Deniz olunmalı, oğlum,
     Bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.
     Bulutuyla, gemisiyle,
     Deniz olunmalı, oğlum.” Der Nazım Hikmet.
    Evet  coğrafya kaderdir.Bir filmde izlemiştim,”yaşamını değiştiremiyorsan yaşadığın yeri değiştirmelisin” demişti bilge bir adam.Kaderi değiştirmek için coğrafyanın değişmesi gerekir.