Ayakların altından kayan dağın sarsıntısıyla başlamak güne. Salı sabahında, alışık olmadık saatte, tatil günleri miskinliğinde, sabahın dibi, uykunun sarhoşu, gri bulutlara omurgalarını teslim ettiğini bilmeden, açılan telefon sözcüklerinde, derin kalp çarpıntılarıyla, telaşlı zor yolculuk anları ardından, o hareketli koridorlara yerleşen sakinliğin acının merkezine davetiye iliştirildiğini bilemeden uyanmak. Uyku kaçışı, endişe sesleri, kırkbeşlik yol güzergahı, beyaz ve mavi önlüklerden korku senaryoları, ve tam narkoz dökülen kelimeler sonrası, zihnin yaşamla bağlanışını boşlukta bırakıp, normal tepki verebilen duygusal anları, farklı bilinmedik bir alemde, gezintide kaybolmuş ruh ifadesiyle birleştirmek. Bir anda bu kadar dipte olmaya sebep geçmişten küçük hatıralar serpiştirmek, tutum halini almış anlamların kurgusuna ne kadarlık gezinti olabilir bilemiyorum. Tek bir bakışla alınan öğreti de bile derin etkiler varken, herhangi görünen basitliklerden neçe sevgi biriktiğini anlatabilir miyim? Korkak yalnız hayat hikayesini, telefonun ucundan bir sesle cesarete boğan dağ. Sevgi sözcükleriyle, korkuya boğulmuş anları terki diyar edip, umudun göğsünde yükselmeye başlayan maceraların tapınağı. Bilimsel anlamda dahi var olma gerçeğinin ortasının elleri, ruhu, düşünü, becerisiyle, müdahalenin farkına varmadan yontulmak size mantıklı görünüyor mu? Olmuş olanın sürecini boş bırakarak, haleti ruhiyemde ki hazin anları nasıl bir uçuş içerisine yaşadığıma dönmek istiyorum. Çaresizlik sözcüklerine geçilmeden, bilinmeyen nedenler aramak maksadıyla düşüncede soru işaretleri yaratarak sorumluluktan imtina eden profesyonel kurgunun, adım adım olumsuzluklar serpiştirilen korku düşüncesine ittiği tuzak anında, son vuruşu kayıp haberiyle duyurup, olduğun anın metrekaresinde bütün evrenin içinde hızlıca gezi yaşayıp, zapt edilemeyen ve tarifi istina düşünceler içerisinde kaybolduğunu, çığlık seslerinin işitilmeden geçtiği dakikalara gizlemişlerdi. Sessiz, hareketsiz derin bir uykuyu karşılamak zorunda olmak, bu kadar zor olabilirdi. Dış kapıdan çığlık sesleri yükselirken, içeride, yalnız, unutulmuş masum bir çocuğun imza öğretilmiş ellerine onay yazıları iliştirilir. Kalemle kimliği ve eveti işlemek mecburi kabullenişi alel acele tutuşturmaları eline. Soğuk odanın yanı başında yangın yürek damlalar gözlerinde, istemsiz adımlanan koridor karoları, sakin ve alışmış ifadelerle uzaklaşan önlüklüler, gri dolaplar, lavabolar, beyaz örtüler, yanıma çığlıklarıyla ilişen adımlar. Her geçen dakika kalabalıklaşıyor dış kapı sesleri, çaresizliğin içinde nedenler ve kızgınlıklar haykırırken yüreğimde, tüm söylenen zorunluluklara itirazsız uyum salarken, bir yandan içimdeki fırtına ile kavgalar diziyorum tüm sözcüklere. Yüzleşme anı esnasında içimde kopan fırtına, haksızlık, böyle olamaz, bunca yılın, emeğin, çabanın sonu bu olamaz diye yüreğimde düşünceler çarpıyor. Neye, nasıl kızacağımı bilemeden, ilahi sesle restleşiyorum istemeden. Bu mu adalet, revamı yaptığın, onca kötülük ve hastalığın içinden tüm alanlarına iyilik serpiştiren bedeni bu kadar özensiz ve zamansız uzaklaştırmak? Kabul etmiyorum demek yerine, itiraz etmeden imzaladığım kâğıdı sistemlerine işledikten ve 2 kopyasını aldıktan sonra elime tutuşturulurken itiraz edememek, kavgasını veremeden tüm akışa teslim olmak dayanılmaz olduğunda, yakın bir dosta uzatıp, abi, lazım olduğunda verirsin, sen al bunları diyerek, sanki kaçabiliyorsun tüm olandan. Ebediyete ellerinle teslim etmek neredeyse yaşanan. Yakınların uzaklardan toplanmasını beklemek adına, soğuk ve gri odaya çekilip, son yolculuk öncesi, bir durak daha! Hissettiklerini, içinden geçenleri merak ediyorum. Konuşmak diyorum, keşke yolu olsa? Gittikçe artan kalabalık, çığlık sesleri, ağlayan insanlar daha bizden, ortak hatta aynı beden. Benzer akışı kerelerce yaşamış, artık normal günlük alışkanlıkları ve diline sıradanlık yakıştırabilen de kitle olduğunu görmek tuhaf. Sıradanlaşmak adına dayanak mı, yoksa saygısızlık mı diye iç çekiştirerek insanların içinden geçmek. Sessizce köşe bucak kaçıp içimden dökülen acının damlalarında boğuluyorum. En az 50 defa elim ve yüzümü ıslatıp kurutmak zorunda kaldım gün içinde. Kimi hiç tanımadığım, çoğunluğu yakın ve aslında çok içinden olduğum kalabalık içerisinde tanışmalar, paylaşma ve teselli cümleleri, ortak veryansınlar! Son durak neresi? Yakınlarla bir arada durumu hülasa ediyoruz, ayrılmış yerler içinden, sonrasına dair beklentilerle bir arada son istirahat gâh. Gezinirken, mermer döşeli ikili çeşme yanında serin ve güzelce bir çınarın altında serinlemek için, hazır altına bırakılmış tabureye oturup derin bir iç sese kaybolduğumda, son durağı bulmuş olduğumu anlayamamıştım. Sonrasında tesadüfi gelişmeler ve biraz ısrarla sorun çözüldü, ortak kanaat ve belediye onayıyla karar kılındı. Oldukça kalabalık, herkes sanki görevlendirilmiş gibi, bir birinden habersiz ama senkronize farklı işlerin ucundan tutup, tüm süreci sanki kitaptan verilmiş talimatları yerine getirircesine çaba içerisinde. Dönen hızlı bir sürecin ta ortasında, kalp acılarına teselli, görev sorumluluğu, misafir ağırlama telaşı ve malumun bakışları ve hazin iç çekişlerinde ortak tınılar. Sanki büyük bir senfoni içerisinde yaşıyoruz, çokta aristokrat görüntü yok diyeceksiniz, fakat bu kadar uyum ve ahenk, dehşet bir kaynaşma, yardımlaşma, ortak bir sorumluluğun farklı uçlarından herkes enstrümanından o ana ait duyguları bir arada sergilerken, büyük bir senfoninin işlediğini düşünmekten daha mantıklı benzetme gelemiyor aklıma. Vakit tamam demeye hep birlikte hareketlendik sonunda. Yüzyılların son ritüelinden tanrıya bağışlanan ortak bir sevgiyi uğurlamak adına son tango. Alışılmışın ötesine bir özenle hazırlanmış, güzel ve huzur verici yeni bir ikametgâh sanki bahşedilen. Dualar ve gözyaşları toprak ve beden hepsi birleşti artık. Yeni var oluş, yani başlangıç adına bilinen tüm güzel dilekleri tanrıya emanet edip ayrılıyoruz, dualar eşliğinde. İnsanın bedeninde bu kadar yüklü sevgi, güven bir anda nasıl kopar diye soru yok artık, gerçeğin tam ortasında hala uyum çabasındayım. Dünyanın belki de en büyük gururu, en temiz sevgisi, biliyorum bu yaşanan ayrılık değil… Hikâyelerin an ve an yanımızda!