AYASOFYA DEYİNCE MEMLEKET KURTULDU!


Bir türlü gerçek gundene geçemiyoruz. Vatandaşta sağolsun ağzına verilen her sakızı çiğniyor. Bilader karnım aç sakız sende kalsın diyen yok! Muhalefette bu oyunlara tenezzül eder oldu ya, Bravo yani başka birşey diyemiyorum. Hadi Ayasofya da namaz kılalım 

İstanbul’un fethinin 567 yılında Ayasofya’da Fetih suresinin okunması ile, Türkiye ve Yunanistan arasında kriz çıktı. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, Ayasofya'da Kuran'dan ayetler okunmasını "Hristiyanların dini duygularına hakaret” olarak gördüklerini belirtmişti. Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Ayasofya'nın niteliğine ve uluslararası sözleşmelere aykırı bir şekilde hareket edilmediği açıklamasıyla yanıt verdi. Fetih süresinin okunması ile ilgili Amerikan  Dışişleri Bakanlığı da açıklama yapmıştı. ABD Dışişleri Bakanlığı, Uluslararası Dini Özgürlükler Raporu'nun güncellenmiş son halinde, "Üst düzey Amerikalı yetkililerin Ayasofya'nın karmaşık çok dinli tarihinin korunmasını desteklediklerini (Türk) hükümet yetkililerine kamu önünde ve özel olarak ilettikleri" kaydediliyor.
Gelişmelerin ardından; Ayasofya’nın müze statüsünden çıkarılması ve tekrar cami olarak ibadete açılması yönünde tartışmalar yaşandı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde  İYİ Parti, Ayasofya’nın yeniden ibadete açılmasını önerdi.  Ak parti milletvekillerinin hayır oyu ve Milliyetçi Hareket Partisi ve HDP vekillerinin çekimser kalması nedeniyle öneri  meclisten geçemedi.
ÖNERİ MECLİSTEN GEÇEMEDİĞİ İÇİN HALK ÇOK TEDİRGİN. YAŞANAN KRİZ SALGIN HASTALIKLARA NEDEN OLABİLİR VE ÇOK CİDDİ EKONOMİK DARALMA GÖREBİLİRİZ! LÜTFEN AYASOFYA KONUSUNU NETLEŞTİRİN!?
Amerika’da bir insan öldürülüyor ve ardından milyonlarca insan protesto ediyor. Irkçılık gündemimizde, ayrımcılığa dair herkes haykırıyor. Farkındamıyız birileri uzaylı imal edip algımızı zorlayacak, robotlarla bizi yarıştıracak, bütün eylemlerimizi kontrol altına alacak, seçimlerimizi yönlendirecek, isteklerimizi biçimlendirecek ve insana ait insanca duygularımızı yok edecek. Tüm bunlar olurken, düğmenin başında neye hizmet ettiği ve ne amaçladığını bir türlü anlayamadığımız birilerince topyekünlabirentlerin içine hapsedilmiş, eylemleri önceden öngörülmüş ve seçeneklere göre bir sonraki adımımızdan önce orada bizi bekleyen bir sisteme doğru tüm insanlığı zorla iteliyorlar. Tüm bunlar olurken, korona korkusu ile açlık arasında sıkışmış koca bir ülkede, yarına dair net bir fikrimiz olmadan ölme olasılığı ile tehdit edildiğimizin farkına varamadık sanırım. Yoksa Ayasofya’nın ne olacağı gibi sorularla koca bir ülkeyi meşgul etmek yerine, siyasilerin bu ülkenin vatandaşlarını her tür teknolojik saldırıdan koruyacağına, covid 19 lanetini başımızdan savacağına, sınırlarımızda ve içimizde güvenliği sağlayacağına, zor durumda olan vatandaşın ekonomik sıkıntılarına çare bulacağına dair açıklamalar ve eylemler içerisinde olmasını beklemek belki hakkımız. Fakat bu körlük ve aptallıkla, kendi irademizle seçtiğimiz insanların hepimizle dalga geçmesine ortak olup, ağlanacak halimize bir yandan bizde dahil olup, kendi kendimize tekme atmaya devam edelim. Şairinde söylediği gibi “ ey sevgili, kaçacak yerimiz yok” derken şu anda sevgilimin de olmadığını fark edip topuklamayı yeğliyorum. Uyanalım mı derken son bir tüyo daha vereyim, birileri 6 ay sonra vücudumuzda çıkacak rahatsızlıkları öngörüp, sağlığımıza bizden habersiz yön verebilecek teknoloji üzerinde çalışmalar yürütürken, insanı insandan kıskanalım ve garip kavgalarımızı tekrarlayıp, ayı gibi göğsümüze yumruklarımızı vurup güç gösterilerinde bulunalım, saygılar ülkemin çok zeki ve uyanık geçinen insanları, dünyadaki ayrıcalıklı azınlıkların sizlere selamı var,,, kölemiz olacaksınız dan, artık bizim herhangi nesnemiz haline geleceksinize geçen teknoloji çağından sizlere sesleniyorlar.
5 G direkleri dikilmeye başlandı. İçinizden geçenlere bile dikkat edin, sakın ha,, sizi artık acayip dikizleyebilirler!
Olduklarımı yabancı gibi dışarıdan izleyerek yaşıyorum sanki. Fütursuz dalabileceğim kapılarda iz bırakma derdimden vazgeçemedim.   Kalabalıklaştıkça suretlerin içinden atılan aynalara ait görüntülerde sadece kendimi görmeye başlıyorum. Yaşanacaklara takılıp kaldığım, daldığım, bazen fazladan bir kaç saniye hiç olduğum,  arayıp olduramadığım tüm anların çekiştirmelerinde çığlıklar duyumsuyorum. Hepsi bir nevi kendimden yani, ana ait her şeyi, umar katacağım, hikayeye bilerek yürüyeceğim alanım yok. Son bir rüya daha derken, her seferinde kabusuna hazırlanan renkler ve cümbüşler içerisinde tuzağa çekildiğimi, kahrolası insanca zayıflıkların karşımda duvar olmasıyla fark etmekten yorulmam belki tüm olan.
Gecelerin birazını gündüze saklayın lütfen, biriktirdiğim yarım uykuları geri istiyorum!