800'E YAKIN MALA EK GÜMRÜK VERGİSİ YARAYI DAHA DA KANATIR.

Evet  korona virüsünün ülkemizde  de,  diğer dünya ülkeleri gibi ekonomileri daraltıcı yönde negatif etkilemesi sonucunda üretimde ciddi daralma yaşanmaktadır.  Kapasite kullanma oranları sektörden sektöre değişse de ortalama % 60 lara kadar gerilemektedir. Ne demek bu ?  Bu  günlük 100 gömlek üreten küçük bir tekstil atölyesinin üretiminin 60 a düşmesi demek en basit anlatımı ile.  Makinaların atıl kalması demek kısacası çarkların dönmemesi demek. Buda  makro ekonomik  kronik rahatsızlığımız olan işsizlik sorununun , oranının daha da artması demek.  Başka bir açıdan baktığımızda kapasite kullanım oranının düşük olması işletmelerin ürettiği ürün ve hizmetlerin birim maliyetlerini yükseltip enflasyon canavarını da harekete geçireceği önümüzdeki süreçte beklenen bir gelişmedir.
Bu süreçte ihracatımız çok ciddi yara alırken ithalatımızı kesemediğimiz için dış ticaret açığımız büyümekte ve döviz ihtiyacımız gün be gün artmaktadır. NEDEN İTHALATI KESEMİYORUZ? Bindiğimiz araba ithal doğal olarak arıza yapan arabamızın yedek parçası da ithal .  Yerli üretimimizde bile ithal girdi oranımız yüksek. Domatesi biz üretiyoruz ama tohumu ithal .  Toprağı sürdüğümüz sabanı biz üretirken traktörümüz ithal içine koyduğumuz mazotumuz ithal.  Yani aslında ithal mallarımız bizim üretimimizdeki girdilerden oluşmakta. Kısaca ithalatı azaltabilme kabiliyetimiz yok . Çünkü ithal ettiğimiz malları almak zorundayız. Biz buna ekonomide talep esnekliğimizin düşük olması diyoruz. Eğer almaz isek üretim yapamayız bu da işsizliği artırır,  devletin düşen vergi gelirini daha da düşürür. Hal böyle iken ithalata konulan ek vergiler bizim dış ticaret açığımızı düşürmek için doğru bir strateji değildir. Bu sadece ithal girdi fiyatlarını yükselterek, ülkemizde enflasyonu artırmaktan başka bir işe yaramayacağını söyleyebilirim. Bu bir nevi uluslararası iktisatta korumacılık olurken, ek gümrük tarifesi uyguladığımız malları ithal ettiğimiz ülkelerinde bizim ihraç mallarımıza ek gümrük tarifesi koyarak misilleme yapma ihtimalini de göz arda etmemeliyiz.
BETONLAŞMAYA DAYALI BÜYÜME YERİNE , Sanayi ve tarım ile  kalkınma modelini hayata geçirse idik bu sorunlarla karşılaşmama şansımız bile olabilirdi.  Umarım bundan sonra gereken dersi alır,kalkınmada öncelikli  ekonomik tercihlerimizi demir çimento çelik yığını estetikten uzak binalar ile değil sürekli istihdam yaratacak sanayi kuruluşları , tarımsal kaynaklarımızı üretim halkasına dahil edecek politikalar ve ileri teknoloji yatırımları ile modelleriz.